- Yazar: Remzi Varol
- Kategori: Toplum, Yaşam
- Bu yazı Okuryazar’a 5 saat önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
- Gösterim: 12
Umudun Umuda Ettiğini Umutsuzluk Bile Edemez
Büyük şair Nazım Hikmet Rus eşi Vera’ya yazdığı “Saman Sarısı” şiirinde dostu, yakın arkadaşı Ressam Abidin Dino’ya “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin, Abidin?” derken, şiirinde ortaya koyduğu küçük ama önemli mutluluk portrelerini çizmiştir. Abidin Dino’nun cevabının fırça darbelerinden oluşması beklenirken o da cevabını güzel bir şiirle verdiği kayıtlarda yer almaktadır.
Ya umut, onun resmi çizilebilir mi? Mutluluk umuttan mı doğar, ya da umut mutluluğa doğru alınan yolu mu gösterir acaba? Umut, içinde umutsuzluğu da içerir, en azından zıddıyla kaim olan umut ve umutsuzluk birbirine arka çıkar birbirini destekler ve sonuçta mutluluk için çabaya dönüşür.
İnsanın mutlu olması kadar hayatta mutsuzluğu da daima olan, olagelen bir olgudur. Sadece ve mutlak mutluluğun insan hayatında yer bulması sadece ütopik bir beklentidir. Evet doğrudur insanın sınırlı ömrü boyunca mutluluk peşinde koştuğu, önünden kaçan veya tam yakalaması mukadderken elinin dokunmasına rağmen uçuveren hayalet.
Mutsuzluk umudun olmadığı veya çok az olduğu durumlarda kendisini gösterdiği önemli bir gerçektir. Umut olmadan mutluluk olabilir mi, mümkün mü bunu sağlamak? Zaten mutsuzluk olmadan mutluluğun varlığı da anlaşılabilir mi? Umut mutluluğa giden yolun işaret levhasıdır denilse eksik mi tanımlanmış olur dersiniz?
Matematik diliyle konuşmak gerekirse “Venn Şeması” ile göstermek te mümkün mutlulukla mutsuzluğu ve bunların kaynağı, membaı olan umut ve umutsuzluğu. Venn şeması kümeleri ve kümeler arası ilişkileri basit daire şekilleriyle ifade eder. Mutluluk tek tip veya tekdüze değildir. Mutluluk bir küme olarak düşünülürse mutsuzluk ta bir başka küme olacaktır. Bir kümenin “değili” o kümenin içeriğinin tam tersini ifade ettiği dikkate alınırsa “değilin değili” yine mevcut kümeyi gösterecektir. İlk kümeye dönüş, ilki yeniden elde etmek durumu ortaya çıkacaktır. Buradan hareketle “mutluluğun değili” mutsuzluk ama mutsuzluk yine dönüp dolaşıp mutluluğa varacaktır.
İşte bu döngünün kurulabilmesi ancak ve ancak umut ve umutsuzlukla sağlanabilir.
İnsanın yaşına bağlı olarak mutluluk kaynağının farklı olduğunu söylemek mümkündür. Bir çocuğun mutluluğu ile bir gencin mutluluk kaynağı, mutluluğu arama ve bulma, mutluluğun genişliği veya darlığı, sığlığı, anlamı ve anlamsızlığı tamamen farklı olacaktır. Hatta mutluluğun süresi, şiddeti, devamlılığı, süresinin kısa da olsa zamanla değişimi çok farklılık gösterecektir.
Bir orta yaş yetişkin ile olgun bir yetişkinin, hayatının son evrelerine geldiğini hisseden pir-i fanilerin mutluluk reçeteleri oldukça değişiklik gösterecektir. Bu değişikliğin ana karakteri tamamen umuda ve umudun miktarına bağlı olduğunu anlamak zor değildir. Yukarıda bahsedilen yaş gruplarının umutları, umuda bağlanmaları, umutlarının büyüklüğü ve hatta şiddeti oldukça farklılık göstermektedir.
Buradan hareketle denilebilir ki mutsuzluğun şekli, şiddeti, travmaya dönüşüp dönüşmemesi, süresi, geçiciliği veya kısmi süreğenliği insanlarda yaşa bağlıdır. Salt insanı esas alarak mutluluk veya mutsuzluğu, birbiri arasındaki geçirgenliği açıklamak yetersiz kalacaktır. Çevre faktörünü, toplumsal etkileşimi, toplumun kendi dinamiklerini, hatta mevsimsel değişimleri dikkate almadan yapılacak irdelemeler eksik kalacaktır.
1980’li yıllarda yapılan bilimsel tıbbi çalışmalarda güneşin tam olmadığı, kapalı ve sisli havalarda toplumda intihar vakalarının arttığı, insanlarda karamsarlığın hüküm sürdüğü tespit edilmiştir. Şu hâlde iklimin ve çevresel faktörlerin umut ve umutsuzluk üzerinde etkili olduğu saha çalışmalarıyla belirlenmiştir. Bireyselliğin ön planda olduğu batı toplumlarında umudun tükendiği ve mutluluk kaynaklarının birer birer ortadan kalktığından bahsedilerek intiharların doğu kültürüne sahip ülkelerde yaşayan insanlara göre çok fazla olduğu bilinmektedir.
Toplumun en küçük birimi ve toplumun temel taşı olarak tanımlanan aile içinde iletişimin azaldığı ve hatta kaybolduğu durumlarda tekil olarak bireylerin kendisi ile baş başa kaldığını söylemek mümkündür. Doğu kültürü ile beslenen toplumlarda “mutluluk paylaşıldıkça artar, acılar paylaşıldıkça azalır” ifadesinin doğması belli bir toplumsal olgu olarak ortaya çıkmıştır. İletişimin çok azaldığı toplumlarda ne mutluluk ne de mutsuzluk paylaşılamamaktadır.
Umudun paylaşılmadığı, başka bireylerce desteklenmediği veya paylaşılmadığı durumlarda kişinin ne umudu artar ne de umutsuzluğu azalır. Kişi bu iki kavramla baş başa kalır ve altında ezilir. Paylaşılmayan mutluluk bile insana yük olur ve taşıyamamasına neden olur. Bireylerin umudunun paylaşılmaması mutluluğun artması yerine yük olmasını psikolojik olarak yüklenebilmesi ve bu yükün altında ezilmemesi mümkün olamamaktadır. Hele bu tür etkilere karşı direnci daha zayıf olan bireylerin umutları mutluluğa değil mutsuzluğa evrilebilmektedir.
Bu kısır döngüyü aşmak, aşabilmek ancak aile bağlarının kuvvetli olmasına, aile ve dolayısıyla toplumsal iletişimin kalitesine bağlıdır. İşte burada umut yeterli gelmemekte ve bu tür bireylere mutluluk yük olmakta, moda tabirle strese neden olmaktadır. İşte bu tür etkiler dikkate alındığında umut çare değil adeta dert olmaktadır.
Bu açıdan bakıldığında şu sonuca varmak çok zor olmayacaktır: “Umudun umuda ettiğini umutsuzluk bile yapamaz”. Umut fakirin ekmeğidir ancak umutsuzluk ta tamamen ekmeksizliği ifade etmeyecektir. Bazı hallerde umutsuzluk bile umut içerirken umudun düşmanı olması batı türü, bireyselliğin şaha kalktığı toplumlarda daha fazla etkili olduğu gözlenmektedir. Ülkemizde de bireyselliğin artmaya başladığı dikkate alındığında acaba “umut” bireylerin ekmeği olmadan vazgeçecek mi diye endişe etmiyor olmayacağız galiba.
Umutların bitmediği, umutsuzluğun umuda yelken açtığı, açabildiğini anlayan ve içselleştiren bireylerin oluşturduğu bir toplumda yaşamak dileklerimle.
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...
Bu Yazının Yorumları
Son Eklenenler
Son Yorumlar
Murat karaduman- 1 ay önce
Teşekkürler düşünce sisteminiz farklı bakış açıları... İyi İnsanlar Neden Acı Çeker?
Derya Varcin- 1 ay önce
Emeğinize sağlık mükemmel bir deneme yazısı olmuş.D... Sınıfın Sessizliği
HissizKız- 1 ay önce
Kalemine sağlık. bayıldım! İyi İnsanlar Neden Acı Çeker?