Okuryazar / Yazılar / Sınıfın Sessizliği yazısını görüntülemektesiniz.

Bu bölümde yer alan yazılar Okuryazar üyelerinin; profillerinde, çeşitli kategorilerde yazdıkları bireysel yazıları, deneme, şiir, öykü, makale, bilimsel araştırma vb. tarzda yazdıkları yazılar ile oluşturulmaktadır.

  • Yazar: Yalçın Sevim
  • Kategori: Eğitim, Deneme
  • Bu yazı Okuryazar’a 1 saat önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
  • Gösterim: 5
1 kişi bu yazıyı beğendi
Beğen

Sınıfın Sessizliği

Bir sınıfa girdiğinizde, sessizliği duyarsınız. O sessizlik, bazen disiplinden gelir; bazen korkudan, bazen de umursamazlıktan. Ama hiçbir sessizlik, meraktan gelmez. Çünkü merak, sessiz kalamaz. Merak, sorar, konuşur, tartışır. Peki, bugünün sınıflarında hangi sessizlik hâkim? Eğitim, bilgi aktarımı değildir; düşünce üretimidir. Ama biz, yıllardır bilgiyi aktarıp duruyoruz. Çocuğun kafasına doldurup, sınavda boşaltmasını bekliyoruz. Sonra da "neden düşünmüyor?" diye soruyoruz. Oysa düşünmek, boş kafada olur; dolu kafada değil. Bir öğretmen, ne kadar bilgili olursa olsun, öğrencisini meraklandıramazsa, sadece bir bilgi deposudur. Ama meraklandırırsa, bir ateş yakıcıdır. Ve eğitim, ateş yakmaktır; bilgi doldurmak değil. Sessizliğin türlerini ayırt etmek gerekir. Disiplinden gelen sessizlik, itaatin sessizliğidir. Çocuk, konuşmaz çünkü konuşması yasaktır. Bu sessizlik, düzen sağlar belki; ama düşünce üretmez. Korkudan gelen sessizlik ise, daha tehlikelidir. Çocuk, yanlış yapmaktan, alay edilmekten, azarlanmaktan korkar. Ve bu korku, onu içine kapatır. Soru sormaz, çünkü sorusu aptalca bulunabilir. Fikir söylemez, çünkü fikri yanlış çıkabilir. Ve böyle böyle, o çocuk, kendi sesini kaybeder. Umursamazlıktan gelen sessizlik ise, belki de en acı olanıdır. Çocuk, artık umursamıyor. Ne öğretmenin anlattığını, ne tahtaya yazılanı, ne de sınavı... Çünkü o çocuk, eğitimin kendisiyle ne ilgisi olduğunu görememiştir. Ona anlatılan şeyler, hayatının dışındadır. Soyut, uzak, anlamsız... Ve o çocuk, orada oturur; ama aslında orada değildir. Peki, meraktan gelen sessizlik nasıl olurdu? O sessizlik, aslında sessizlik değildir. O, dinlemenin sessizliğidir. Çocuk, öğretmeni dinler; çünkü merak eder. Gözleri parlar, kulakları diktir, zihni çalışır. Ve bir an gelir, o sessizlik patlar: "Öğretmenim, peki ya şöyle olsaydı?" İşte o an, eğitim gerçekleşir. Çünkü soru soran çocuk, düşünen çocuktur. Ama bugünün sınıflarında kaç çocuk soru soruyor? Kaçı, gerçekten merak ediyor? Yoksa çoğu, sadece not defterine yazıp, sınavda tekrar etmek için mi oturuyor? Eğer öyleyse, o sınıfta eğitim yoktur; sadece bilgi transferi vardır. Ve bilgi transferi, bir bilgisayarın da yapabileceği bir iştir. Eğitim, bilgi aktarımı değildir; düşünce üretimidir. Ama düşünce üretmek için, önce düşünmeye izin vermek gerekir. Çocuğa, "yanlış yapabilirsin" demek gerekir. "Soru sorabilirsin, itiraz edebilirsin, farklı düşünebilirsin" demek gerekir. Çünkü düşünce, özgürlük ister. Baskı altında düşünce üretilmez; sadece bilgi tekrar edilir. Biz, çocuğun kafasına doldurup, sınavda boşaltmasını bekliyoruz. Sonra da "neden düşünmüyor?" diye soruyoruz. Oysa düşünmek, boş kafada olur; dolu kafada değil. Dolu kafa, sadece saklar. Ama boş kafa, yaratır. Çünkü yaratıcılık, boşlukta doğar. Soru, boşlukta doğar. Merak, boşlukta doğar. Bir öğretmen, ne kadar bilgili olursa olsun, öğrencisini meraklandıramazsa, sadece bir bilgi deposudur. Ama meraklandırırsa, bir ateş yakıcıdır. Ve eğitim, ateş yakmaktır; bilgi doldurmak değil. Ateş, ısıtır, aydınlatır, dönüştürür. Bilgi ise, sadece birikir. Ateş, canlıdır; bilgi ise, ölüdür. Ateş, yayılır; bilgi ise, durur. Peki, nasıl ateş yakılır? Önce, kıvılcım gerekir. O kıvılcım, bir sorudur. "Neden?" sorusudur. "Peki ya?" sorusudur. Öğretmen, o soruyu çocuğun zihnine atar. Ve çocuk, o soruyu düşünmeye başlar. İşte o an, ateş tutuşur. Sonra, o ateşi beslemek gerekir. Daha fazla soru, daha fazla tartışma, daha fazla merak... Ve ateş büyür. Çocuk, artık sadece dinlemiyor; düşünüyor, sorgulıyor, üretiyor. Ama bugünün sınıflarında kaç öğretmen, ateş yakıyor? Kaçı, çocuğun zihnine kıvılcım atıyor? Yoksa çoğu, sadece bilgi döküyor mu? Eğer öyleyse, o sınıflar soğuktur. Ve soğuk sınıflarda, çocuklar donup kalır. Yalçın der ki: "Sessizlik, bazen en yüksek sestir." Ama hangi sessizlik? Eğer o sessizlik, merakın sessizliğiyse, o ses, düşüncenin sesidir. Ama eğer o sessizlik, korkudan, disiplinden ya da umursamazlıktan geliyorsa, o ses, ölümün sesidir. Ve biz, sınıflarımızda hangi sesi duyuyoruz?
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...

Bu Yazının Yorumları

Son Eklenenler
Son Yorumlar

Rabia Darama- 5 gün önce

Kalemine sağlık. bayıldım! İyi İnsanlar Neden Acı Çeker?

Mesut Koç- 2 hafta önce

Eğitim, deneyim, liyakat gideli çok oldu. Dönmeleri... 21 Mayıs 2026

Zeliha- 3 hafta önce

Gürültülü panayırını bırakıp sakin bir ağaç gölgesi... Her Şeyin Anlık Olduğu Bir Yerd...
Daha Fazlasını Gör