- Yazar: MUSTAFA KALFA
- Kategori: Toplum, Deneme
- Bu yazı Okuryazar’a 16 saat önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
- Gösterim: 19
Bir Gün Eksik
Şu an birileri ölüyor. Bunu çarpıcı olsun diye söylemiyorum. Korkutmak ya da ağırlık koymak gibi bir niyetim de yok. Sadece gerçek bu. Ben yazarken, sen okurken, dünyanın bir yerinde biri son nefesini veriyor. Hayatın en kesin olayı bu ama nedense en az konuşulanı da bu.
Ölüm bize çok yakın ama zihnimizde hep uzak duruyor. Başkalarının başına gelen bir şey gibi. Haberlerde alt yazı, filmlerde sahne, sosyal medyada bir iki gün süren bir sessizlik. Sonra hayat kaldığı yerden devam ediyor. Çünkü çoğumuz için ölüm, bir gün olacak ama bugün değil. Bu düşünce de bize garip bir rahatlık sağlıyor.
Belki de bu yüzden zamanla bu kadar sorunluyuz. Zamanı sınırlı bir şey gibi değil, bol bir kaynak gibi kullanıyoruz. Parayı dikkatle harcıyoruz, eşyaları saklıyoruz, kırılmasın diye özen gösteriyoruz ama zamanı düşünmeden harcıyoruz. Çünkü biteceğine inanmıyoruz. Ya da en azından bugün bitmeyeceğine.
Birine para borç verebilirsin. Geri alacağını bilerek verirsin. Kaybolsa bile telafisi vardır. Daha çok kazanırsın, yerine koyarsın. Ama zaman öyle değil. Birine bir saat veremezsin. Verdiğin an gider. Geri gelmez. Zaman, geri dönüşü olmayan tek borç. Buna rağmen en ucuzmuş gibi davranıyoruz.
Bunun temel sebebi bence sayaçsız yaşamamız. Kaç günümüz kaldığını bilmiyoruz. O yüzden “sonra” kelimesi bu kadar rahat çıkıyor ağzımızdan. Sonra yaparım. Sonra konuşuruz. Sonra düzeltirim. Sonra telafi ederim. O “sonra”lar birikiyor ama çoğu zaman hiç gelmiyor. Hayat, ertelenmiş iyi niyetlerle dolu bir deftere dönüşüyor.
Ölümcül hastalıklar bu düzeni bozuyor. Hikâyenin sonunu erkenden haber veriyor insana. İlk anda bu tam bir kabus gibi geliyor. Kim ister ki kalan süresini bilsin? Kulağa acımasız geliyor. Sanki hayatın sürpriz hakkı elinden alınıyor gibi. Ama biraz durup düşününce işin rengi değişiyor.
Çünkü sürpriz ortadan kalkınca, ciddiyet başlıyor. Zaman soyut bir kavram olmaktan çıkıyor. Günler artık “bir gün daha” değil, “bir gün eksik” oluyor. Aynı dakikayı yaşıyoruz belki ama aynı anlamı yüklemiyoruz. Ben o dakikayı boşlukta harcayabiliyorum. O, o dakikayı tartarak yaşıyor. Sayaç görünür olunca refleksler değişiyor.
Ölümü bilmek insanı iyi yapmaz belki ama dürüst yapar. Kendine karşı, hayata karşı. Neyi sevip neyi sevmediğini daha net görür. Kimin gerçekten yanında olmasını istediğini, kimin sadece gürültü olduğunu ayıklar. Hatalar silinmez ama bazıları telafi edilmeye çalışılır. Daha iyi bir insan olmaktan ziyade, daha az yarım kalmış bir geçmiş bırakma çabası başlar.
Burada “lütuf” kelimesi rahatsız edebilir. Haklı da bir rahatsızlık bu. Kimse hastalığı kutsamak istemez. Ama lütuf dediğim şey hastalığın kendisi değil, onun zorla öğrettiği farkındalık. Bizim gönüllü olarak öğrenmediğimiz, ertelediğimiz ne varsa, ölüm bilgisi hepsini önümüze koyar. Kaçacak yer bırakmaz.
Belki de asıl problem ölüm değil. Asıl problem onu hiç düşünmeden yaşamak. Ölümü bilmemek bizi özgürleştirmiyor; aksine zamanımızı sorumsuzca harcamamıza izin veriyor. Her şey varmış gibi davranıyoruz. Oysa tek kesin şey, bir gün olmayacağı.
Bir hikâyede, sonunu erkenden öğrenen bir adam vardı. Kalan zamanını, giderken ardında daha temiz bir iz bırakmak için kullandı. Kim olduğunu bilmek şart değil. Aslında hikâyenin kendisi önemli. Çünkü bazen mesele ne kadar yaşayacağımız değil; yaşadığımız zamanı gerçekten fark edip etmediğimizdir.
Belki ölüm bir lanet değildir. Belki de bize zorla hediye edilen bir ciddiyettir. Zamanı savurganca harcamayı bırakmamız için konulmuş acı bir hatırlatma. Sayaç görünürken herkes farklı yaşar. Asıl soru şu: Sayaç görünmüyorken biz ne yapıyoruz?
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...
Bu Yazının Yorumları
Son Eklenenler
Son Yorumlar
Neslihan- 2 gün önce
Çok güzel bir yazı. Elinize, emeğinize sağlık. Nesin Vakfı Edebiyat Yıllıkları...
Cafer Muhammed KARAMAN- 6 gün önce
Emre Bağce- 1 hafta önce
Değerlendirmeniz çok kıymetli Mustafa Bey. Toplumun... Her Şey Proje Olmak Zorunda mı,...