Okuryazar / Yazılar / Yobazlık ve fanatiklik sahnesinde piyon muyuz? yazısını görüntülemektesiniz.

Bu bölümde yer alan yazılar Okuryazar üyelerinin; profillerinde, çeşitli kategorilerde yazdıkları bireysel yazıları, deneme, şiir, öykü, makale, bilimsel araştırma vb. tarzda yazdıkları yazılar ile oluşturulmaktadır.

  • Yazar: Emre Bağce
  • Kategori: Toplum, Siyaset
  • Bu yazı sitemize 3 ay önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
  • Gösterim: 702
24 kişi bu yazıyı beğendi
Beğen
Yobazlık ve fanatiklik sahnesinde piyon muyuz?

Yobazlık ve fanatiklik sahnesinde piyon muyuz?

Bizim toplumun, farklı inanç ve ideolojiler altında yobazı, fanatiği çoktur. Bunların pek çok ortak özelliği bulunur; bir defa okumaz, dinlemez, düşünmezler. Sonra, hepsi sabit fikirlidir ve klişelerle hareket ederler. Bu kimseler görünürde birbirlerine diş bilerler, fakat gerçekte birbirleriyle kötülükte yarışmayı marifet sayarlar. Karşıt göründüklerinde dahi, hallerinde, hareketlerinde, tarzlarında, kendileri gibi olmayanlara bakışlarında nasıl da aynı kötülüğün bir yarısı olduklarına şahit olur, toplum olarak nasıl bir vahamet içinde bulunduğumuzu kavrar, irkiliriz. Birbirlerine ne kadar benzediklerini görmek için savaş alanı gibi düzenledikleri oyun sahnesinde kendilerine ve bizim gibi "piyonlar"a biçtikleri sahte ve yapay rollerin dışına çıkmak, akıl ve gönül gözüyle etrafa bakmak yeterlidir. Zihnimizde, karşıt görünen tarafların rollerini değiştirerek ne kadar benzer, hatta neredeyse aynı olduklarını tahayyül edebiliriz. Bu kimseleri din adına, ideolojiler adına, vatan-millet adına, Hz. Muhammed, Atatürk veya Marx adına konuşurken, neredeyse her konuda etraflarına "yargı dağıtırken" bulabiliriz. Hangi inanç, değer, dünya görüşü adına konuşurlarsa konuşsunlar, hep aynı yobazlık ve fanatiklikle, hep aynı kabalıkla, hep aynı menfaatperestlikle, hep aynı fırsatçılıkla, hep aynı klişecilikle, hulasa hep aynı bencillik ve ahlaksızlıkla davrandıklarını tespit edebiliriz. Bu yobaz ve fanatikler dürüst, ahlaklı, çalışkan, kanaatkâr insanların toplumda çoğalmasına tahammül edemezler. Görünürde karşıt rollere bürünerek, gerçekte ise el ele vererek; makul, sakin, üretken, nezaket ve görgü sahibi insanların huzur ve barış içinde bir arada yaşayabileceği her türlü ortamı kışkırtır, sabote eder, dokundukları her yeri zehirlerler. Bunu ise, Sokrates, Farabi, Yunus Emre, İbni Haldun Rousseau veya Aşık Veysel gibi nice akıl ve gönül insanının binlerce yıldır uyardıkları fakat neredeyse hiç dinletemedikleri çok bilindik yollarla; çatışma, kutuplaşma, düşmanlık, senlik-benlik tohumları ekerek yaparlar. Sanmayın ki, sadece bugün bu böyle. Bugün elbette ayyuka çıkmış durumda, fakat geçmişte de çok matah olduğumuzu düşünmeyelim. Meselâ, Aşık Veysel'in "Senlik Benlik Nedir Bırak" şiirine bir bakın. O yüce gönüllü insanı bile nasıl yaraladıklarını, incittiklerini, dert sahibi yaptıklarını yüreğiniz titreyerek okursunuz. Bahsettiğimiz bu yobaz ve fanatikler tarih boyunca birbirlerini beslemiş ve üretmişlerdir. Hacivat-Karagöz oyunu gibi, bu toplumu gerim gerim germişlerdir. Dürüst, namuslu insanların aşına ekmeğine kan doğramış, aralarına nifak tohumları ekmişlerdir. Bunu yapabildikleri ölçüde bu toplumun sırtında asalak gibi hayatlar sürmüşlerdir. Anlayacağınız, çalışkan, üretken, dürüst, ahlaklı, namuslu insanların dünyalarını kararttıkları ölçüde, kendi dünyalarını ihya etmişlerdir. Yobazlık ve fanatiklik yoluyla üretilen kötülükleri yaşamak zorunda mıyız? Ve başka türlü olamaz mı? Bu çorak ortamdan bir çıkış yolu -belki de tek çıkış yolu-, inançlar, değerler, yaşam tarzları, ideolojiler üzerinde tekel kurup, toplumu farklı kompartımanlara ayıranların kurduğu oyun sahnesinde; bizim için yazdıkları rolleri oynamamaktan geçiyor. İster A partisi ister B partisi, ister muhafazakar ister liberal, milliyetçi veya sosyal demokrat, ister Türk ister Çerkez veya Kürt, ister Alevi ister Sünni hangi inanç, görüş, etnik köken veya bakışa sahip olursak olalım, galiba evvela insan olduğumuzu hatırlamaya ihtiyacımız var. Hangi ad altında olursa olsun, kendilerini bu ülkenin sahipleri, bu ülkenin evlatlarını da kendi malları gibi gören yobaz ve fanatiklerin oyunlarına, yönlendirmelerine uymamak, onların oynamamızı istediği oyunun dışına çıkıp bir soluklanmak, "biz neyin kavgasını veriyoruz?", "bu öfkemiz, kavgamız ne için, kimin için?" diye sormak... Belki hemen sonra, birbirimize selam vererek hayata yeni bir başlangıç yapmalıyız. Her yeni gün, önümüze açılan bir sayfa gibi. Öfkelerimizi, nefretlerimizi bir kenara bırakıp; kızgınlıklarımızı, kırgınlıklarımızı, acılarımızı yüreğimizde külleyerek... Birbirimize güvenerek, birbirimizin, hakkını, hukukunu, namusunu, kendi hakkımız, hukukumuz, namusumuz bilerek... Birbirimizi çekiştirmeden, birbirimizi ötekileştirmeden, birbirimizi olduğumuz gibi kabul edip değer vererek, saygı göstererek... İnsanlığımızı yeniden bulmuş olmanın sevinç ve mutluluğunu yüreklerimizin ta derinliklerinde duyarak... Huzur ve güven içinde, el ele, hep beraber daha fazla bilim, daha fazla kültür, daha fazla sanat, daha fazla eğitim, daha fazla sağlık, daha fazla refah, daha fazla mutluluk üreterek... Sorarım size, neden olmasın?
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...
Emre Bağce imzasında diyor ki;

Hayata umutla bak.

Emre Bağce'nin Profili Emre Bağce'nin Tüm Yazıları

Bu Yazının Yorumları

Son Eklenenler
Son Yorumlar

Neslihan- 2 hafta önce

Sanki Yunus Emre'yi hep yanlış anlamışız. Belki de...Yunus'u Neden Doğru Anlamıyoruz...

Şenol Açıkgöz- 3 hafta önce

Beğeniniz ve tavsiyeniz için teşekkür ederim Emirca...İdeal Dünya Ne Zaman?

Emircan ERDAL- 3 hafta önce

Emeğinize sağlık. 1789'dan IMF'ye çabuk geçtiğinizi...İdeal Dünya Ne Zaman?
Daha Fazlasını Gör