Okuryazar / Yazılar / Tenêyar Hevîdar yazısını görüntülemektesiniz.

Bu bölümde yer alan yazılar Okuryazar üyelerinin; profillerinde, çeşitli kategorilerde yazdıkları bireysel yazıları, deneme, şiir, öykü, makale, bilimsel araştırma vb. tarzda yazdıkları yazılar ile oluşturulmaktadır.

  • Yazar: Melih Can ÖZEN
  • Kategori: Hikaye
  • Bu yazı Okuryazar’a 1 gün önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
  • Gösterim: 15
0 kişi bu yazıyı beğendi
Beğen
Tenêyar Hevîdar

Tenêyar Hevîdar

NOT: KİŞİLER VE OLAYLAR TAMAMEN HAYÂL ÜRÜNÜDÜR GERÇEK KİŞİLER İLE ALÂKASI YOKTUR! Tarih: 30 Ekim 2010 Cumartesi – Ankara Üniversitesi Dışkapı Yerleşkesi. Üç arkadaş öğle yemeği için Ziraat Fakültesi’nin kampüsündeki Anka kafede buluştular. Resmî tatil olduğundan fazla kalabalık değildi kafe. Kafenin sahibi Necati Bey tatil olduğundan dolayı tek başına açmıştı kafeyi ve kimse gelmez diye düşünmesine rağmen en az on beş yirmi kişi gelmişti. Gerçi gelenlerin birçoğu aynı kampüsteki öğrenci yurdundan geliyordu. Necati Bey bizimkileri görünce şaşırarak selam verdi: - Oooo gençler hayırdır yahu! Tatil günü hangi rüzgâr attı sizi buraya? - (İçlerinden kirli sakallı ve saçları bağlı olan) Abi bugün tatilde pazartesi sınav var yine. Ona çalışmak için kampüsün kütüphanesine geldik, gelmişken de yemek yiyelim dedik. - İyi de bugün Pazar değil mi, açık mı kütüphane? - (Yine aynı kişi) normalde yedi yirmi dört açık abi. - İyi bakalım, hoş geldiniz. Siparişlerini verip beklemeye başladılar. O sırada sınıflarından arkadaşları olan ve her birinden 6 yaş büyük olan Tenêyar kafeye girmişti. İçlerinden uzun saç ve sakallı, kaşlarından bir tanesi pircing olan ve siyah kurukafa motifi bulunan seslendi Tenêyar’a ve yanlarına çağırdılar: - Tenêyar abi! İsmini duyunca arkasına döndü ve arkadaşlarının masasına geldi, müsaade istedi ve oturdu: - Selamün aleyküm. İçlerinden kirli sakallı ve saçları arkadan bağlı olanı aldı selamını hepsinden önce: - Ve aleyküm selam abi. - Ya kardeşler kusura bakmayın isim hafızam biraz zayıftır sizin isimler neydi? Az önce selamını hepsinden önce alan Yusuf, uzun saçlı ve sakallı, kaşlarından birisinde pircing olanı Selçuk, kısa boylu ve temiz yüzlü olanı, ki taze tıraş olduğu yüzünün parlamasından belli oluyordu ve beyaz gömlek giymiş olanı Kaan’dı. Bu kısa ve etkili tekrar tanışma faslından sonra Tenêyar’da siparişini verdi. Selçuk ve Yusuf birbirleriyle fısıltı gücünde bir şeyler konuşuyorlardı. En son Selçuk’un, Yusuf’a sorsana bakalım ne demekmiş, dediğini duymuştu Tenêyar. Onlar henüz soruyu sormadan o soruyla karşılık vermişti onlara: - Neyin anlamını merak ettiniz ki? - (Yusuf) Abi senin ismini… daha önce hiç duymadık. - (Kaan) Hatta etrafımızdaki birkaç arkadaşımıza sorduk onlarda duymamışlar. - (Selçuk) İnternete yazdığımızda kimsesi olmayan anlamına geldiği yazıyor. - (Tenêyar) neden merak ettiniz ki? İsim işte ne anlama geldiğinin ne önemi var? - (Selçuk) yok ondan değil de… - (Tenêyar, Selçuk’un sözünü kesti) acaba gerçekten yalnız mıyım diye mi merak ettiniz? - (Kaan) yoo hiçbirimiz yalnız değiliz abi? Biz bu isim sana neden verilmiş, annen veya baban veya kim koyduysa bu ismi sana neden koymuş onu merak ettik. - (Tenêyar) anladım. O sırada kafenin sahibi Necati Bey elinde yemek tabaklarıyla bizimkilerin masasına doğru geliyordu. Tenêyar dışında herkesin mutfağa arkası dönük olduğu için sadece Tenêyar görmüştü Necati Bey’in geliyor olduğunu: - (Necati Bey) Gençler telefonlarınızı masadan bir alın bakayım. - (Kaan, Necati yemeğini önüne koyduğu esnada) Eyvallah Necati abi. - (Necati Bey, Tenêyar’ın yemeğini koyarken) Afiyet olsun beyefendi. Beyefendi birinizin abisi mi gençler? - (Yusuf) Yok abi sınıf arkadaşımız, şu karşıdaki yurtta kalıyor hatta. Neydi oranın adı Tenêyar abi yahu? - Yıldırım Beyazıt… - (Necati Bey) Adın Tenêyar mı? - Evet abi. - İlginçmiş, anlamı nedir? Yusuf yine herkesten önce davranıp cevap verdi: - Yalnız olan. - (Tenêyar) Evet yalnız olan demek. - (Necati Bey) İlginçmiş. Neyse afiyet olsun size… Yemek boyunca hiç birisi tekrar sormaya cesaret edemediler isminin anlamını Tenêyar’a. Yemekten sonra sigara içmek için dışarıya çıktılar. Kafenin sağ tarafındaki tentenin altındaki, giysi bankasının önüne denk gelen kırmızı renkli masaya oturdular. Öğle arasından sonra kafede pek fazla kişi kalmamıştı. Bu rahatlığı fırsat bilen Necati Bey’de bir sigara içmek için kapının önüne çıktığında çocuklar onu yanlarına davet ettiler. Bunun üzerine eliyle bir dakika işareti yaptı, henüz yeni yaktığı sigarasını yerde biriken karların üzerine attı ve içeriye gitti. Beş bardak çay doldurdu, bardakları dikkatlice bir tepsiye yerleştirdi, avucu dolusu küp şeker de aldıktan sonra bizimkilerin yanına geldi. Bir sandalye çekti, selam verdi ve oturdu: - Selamün aleyküm gençler. Çaylar şirketten. - (Hepsi birden ve nasenkronize bir şekilde) Eyvallah Necati abi… - Eee anlatın bakalım neler yapıyorsunuz, nasıl gidiyor dersler? - (Kaan) çok şükür abi. Sanırım hiçbirimiz büte kalmayacağız bu dönem. - Helal olsun lan size. Bu arada kardeş neydi senin ismin? - Tenêyar. - Hah, Tenêyar. Reis var mı bir hikâyesi, vallahi çok merak ettim. - Var abi var da önemsizdir, boş verin yahu. - (Selçuk) İnsan önemsiz mi ki; adı, adının hikâyesi önemsiz olsun abi, anlat sen yahu. - Peki, dedi ve anlatmaya başladı; Adımın hikâyesini bana babam… yani üvey babam… yani koyan kişi anlattı. Yıl 83… ben doğalı bir yıl olmamış daha. Öz babam devlet memuru annem ise öğretmenmiş. O zamanlar Kars’ta görev yapıyormuş annem ve babam. Babam memur, annem öğretmen. Tarih 30 Ekim 1983 saat 07:12. - (Yusuf, etrafındakilere bakarak) yani otuz yedi yıl önce bugün. Ne olmuştu ki o tarihte? - (Necati Bey) deprem. Erzurum – Kars depremi. - (Tenêyar) evet deprem. İşte o depremde yıkılmış bizim bina. Ben annemin kucağında yatak odasında, babam mutfakta tahminen kahvaltı hazırlarken kalmışız betonların altında. 31 Ekim 1983 saat 16:45 de ulaşmış ve ulaştıktan sonraki birinci dakikada beni kurtarmışlar. Çünkü annem benimle birlikte yatağın yanına yatıp, dikiş masasını da bana kalkan olsun diye yatağa bir üçgen oluşturacak şekilde devirmiş üzerimize. Ama yetmemiş o alan ikimize. Annemi bulduklarında kafası hariç tüm vücudunda kırıklar varmış. Zaten ölmüşmüş bulunduğunda. Bizden bir buçuk saat sonra da baba ulaşmışlar. Ama o da vefat etmiş çoktan. Ben kalmışım kimsesiz. Beni kurtaran ekibin lideri, yani şimdiki üvey babam Ahmet Bey, ben kimsesiz kalınca beni evlat edinip memleketine getirmiş, Hakkâri’ye. İşte bu yüzden adım Tenêyar koymuşlar ama sadece kimsesiz demek değil anlamı. - (Selçuk, sigarasını tuttuğu eliyle dolan gözlerinin pınarlarına bastırarak) Nedir abi? - Yârinden başka kimsesi olmayan demek. Babam dedi ki; senin Allah’tan başka kimsen kalmamıştı, ben de bu yüzden Tenêyar dedim adına. - (Kaan) Peki bir soyadın var mı, yani şimdiki babanın soyadını mı aldın? - Gerçek adımı ve soyadımı hiç öğrenemedim. Sadece anne babamın adını biliyorum. Ve evet şimdiki babamın soyadını kullanıyorum. - (Kaan) peki soyadın ne abi? - Hevîdar’dır. (Ara sıra gelen bu şive yaşadığı ve büyüdüğü coğrafyan miras kalmıştı ona) - (Selçuk) Hmm. Peki soyadının da bir anlamı var mı abi? - (Tenêyar) Elbette ki Selçuk, senin soyadının bir anlamı yok mudur? - (Selçuk) Bilmem. - (Tenêyar) Ne ki senin soyadın? - (Selçuk) Par. - (Tenêyar) Aydınlık demek Kürtçe’de. - (Necati Bey) Türkçe’de de parça, aynı zamanda parıltı kelimesinin de köküdür. - (Tenêyar) Evet abi. Abi sizin kelimelerle aranız iyi sanırım? - (Necati) Yok amcam Türkçe öğretmeniydi. - (Tenêyar) Hmm benim babamda öyleymiş yani öz babam. - (Selçuk) Abi arada kaynadı gitti ama soyadımın da bir anlamı var demiştin. - (Tenêyar) Hmm evet. Heybesinde umut taşıyan demek. Yani ben o şekilde açıklıyorum. Umut sahibi demek esasen. En çok Necati Bey ağlamıştı ve kimse anlayamamıştı bunun sebebini. Göz yaşlarını ellerinin tersi ile sildikten sonra konuşmaya başladı: - Tenêyar. - Efendim abi. - Anne ve babamın adını yani öz anne, babamın adını biliyorum dedin değil mi? - Evet abi. Niye ki? - Annenin adı Nur, babanın adı da Tufan mıydı? Masadaki herkes ama en çok Tenêyar heyecanlanmıştı. Ve titreyerek cevap verdi Necati Bey’in sorusuna; - Evet abi de… sen nereden biliyorsun bunu? - Sanırım tanıyorum ben anne ve babanı. - (Masadaki herkes aynı anda) Ne! - (Necati Bey) Hiç araştırdın mı onları? - (Tenêyar) Evet ama pek bir şey bulamadım. Sadece dedemin adını… - (Necati Bey) Fikret mi? - (Tenêyar) Evet de abi sen… nereden biliyorsun? - (Necati Bey) Peki nenenin adı da Gülizar mı? - (Tenêyar) Evet… - (Kaan) Necati abi sen nereden biliyorsun bunları? - (Necati Bey) Çünkü biz kuzeniz Tenêyar ya da amcamın koyduğu isimle Ömer’le… - (Tenêyar) Beyefendi eğer bu şakaysa çok kırıcısınız. - (Necati Bey) Lan saçmalama oğlum. Bu işin şakası olur mu? Hatta aslen buralısın sen, Ankaralısın. - (Tenêyar) O zaman gerçek anne ve babamın mezarları da burada mı? - (Necati Bey) Evet. Tenêyar ve Necati aya kalkıp bir hücum seremonisi ve bizimkilerin göz yaşları eşliğinde uzunca sarıldılar birbirlerine. Hatta bizimkiler sarıldılar onlara bir ara. Sonra tekrar oturdular ve konuşmaya devam ettiler: - (Tenêyar, yüzünü bizim gençlere dönerek) Görüyor musunuz gençler Allah’ın işini? - (Selçuk) Suphanallah abi onun gücü her şeye yeter. - (Tenêyar) Eyvallah. Necati abi, mezarları burada demiştin, peki beni götürebilir misin? - (Necati Bey) Elbette, hatta arabanın anahtarlarını alayım gidelim hemen işin yoksa. - (Tenêyar) olur abi. - (Yusuf) abi biz de gelebilir miyiz? - (Necati Bey) Benim için sorun yok. - (Tenêyar) eğer istiyorsanız gelebilirsiniz elbette. - (Necati Bey, kampüsün kafeye yakın olan ve kafenin alt tarafında kalan kapısını işaret ederek.) O zaman siz kapıya doğru ilerleyin ben arabanın anahtarlarını alıp geleyim, olur mu? - (Tenêyar) Olur abi. - (Necati Bey) Kapıdan çıkın sağa dönün yeşil O… A…, plakası 06 ANK … - (Tenêyar) Tamamdır abi. ****** Pursaklar Mezarlığı - (Necati Bey) İşte bu babanın, bu da annenin mezarı. - (Tenêyar) Eyvallah abi. Koca mezarlıkta kalabalıklar içerisinde duran iki mezarın başındaydı Tenêyar. Birinde Tufan Armağan diğerinde de Kâmuran Armağan yazıyordu. Uzun uzun sohbet etti onlarla, dualar etti, ağladı. Bizimkiler ve Necati Bey uzunca bir zaman rahatsız etmedi onu. Artık geri dönmeleri gerektiğinde Selçuk omuzuna dokunarak: - Abi bugün artık gitsek de yarın erkenden gelsek olur mu? Bizim eve dönmemiz lâzım da. - Olur abicim. Tenêyar oturduğu mezarın üzerinden kalktı, arkasını dönüp gitmekte olan Selçuk’a seslendi: - Selçuk. - Efendim abi. - Abicim saat kaç oldu? - 16:45 abi. Tenêyar’ın yüzünde kenarları çaresizlik ile süslenmiş bir gülümseme belirdi. Ve yüzünü anne babasının mezarlarına çevirerek içinden şöyle geçirdi: - 37 yıl sonra ayrıldığımız saatte buluştuk baba…
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...

Bu Yazının Yorumları

Son Eklenenler
Son Yorumlar

Zeliha- 3 gün önce

Sorunu büyütmenin faydası kimseye olmaz aksine çözü... Tercihiniz Hangisi? Çözüm Üretm...

Zeliha- 5 gün önce

@emrebagce Rica ederim bu yazıyı bizlerle paylaştığ... Kanadı Kırık Bir Gençle Sohbet...

Emre Bağce- 5 gün önce

Teşekkür ederim güzel sözleriniz ve kıymetli yorumu... Kanadı Kırık Bir Gençle Sohbet...
Daha Fazlasını Gör