Okuryazar / Yazılar / Sanalın Yıprattığı Dünyada İnsana ve Kültüre Yeniden Tutunmak yazısını görüntülemektesiniz.

Bu bölümde yer alan yazılar Okuryazar üyelerinin; profillerinde, çeşitli kategorilerde yazdıkları bireysel yazıları, deneme, şiir, öykü, makale, bilimsel araştırma vb. tarzda yazdıkları yazılar ile oluşturulmaktadır.

  • Yazar: Emre Bağce
  • Kategori: Toplum, Medya
  • Bu yazı Okuryazar’a 1 ay önce eklendi ve şu anda 5 Yorum bulunmaktadır.
  • Gösterim: 376
16 kişi bu yazıyı beğendi
Beğen
Sanalın Yıprattığı Dünyada İnsana ve Kültüre Yeniden Tutunmak

Sanalın Yıprattığı Dünyada İnsana ve Kültüre Yeniden Tutunmak

Twitter’ın, Facebook’un giderek – Daha anlamsız, zayıf bir yere dönüştüğünü, – Buralarda bir şeyler paylaşanların, görüş serdedenlerin, atarlananların, bağırıp çağıranların, ahkâm kesenlerin, trollük yapanların sesinin artık daha önemsenmez ve duyulmaz hâle geldiğini gözlemliyoruz. Beklenen bir şey. Belki iki adım sonra Instagram ve TikTok’un başına gelecek olan da bu. İnsanların yorgunluk, bitkinlik, tükenmişlik hissederek bir kenara çekilmesi. Daha az bir şeylerin peşinde koşması. Daha az heyecan ve zevk duyması. “Kullanımlar ve doyumlar” teorisini ruhunda duyarak daha az bir şeyler kullanması veya çok kullansa bile daha az doyum hissetmesi. Belki de iktisat biliminin marjinal fayda teorisi işlemeye devam ediyor. Öyle değil mi? Hayatın kendisi ve insanların fiziki, psikolojik, sosyal, ekonomik, maddi binbir türlü gaileleri sanal ortamların imajiner büyüsünü bozuyor. Sanal ortamların cazibesi, maddi yaşam koşulları karşısında yeniliyor. Okyanus ve denizlerin gelgitleri gibi. Hiçbir şey sınırsız değil. İnsan ömrü, tahammülü, umudu, beklentisi, zamanı… Her şeyin bir mecrası, haddi, sınırı var. İnsanların sayısı dahil. Biz toplum olarak bunların hepsini galiba hayli hor gördük; fütursuzca tükettik. Olan neyimiz varsa kullandık yahut değersizleştirdik. Biraz da bu yüzden belki, her birimiz tek başımıza kaldık. Bir düşünsenize, çevrenizde kaç kişi var sizi can kulağıyla dinleyen? Kaç insanla canıgönülden konuşuyor, birbirinizin derdine derman, sevincine ortak oluyorsunuz? Herkese dair bir hayalimiz var mı; kendimizi de içine koyarak heyecan ve neşe duyduğumuz, hayatımıza bu bakımdan anlam kattığımız? Sosyal mecralardan söz etmişken iki tanesine de değinmek isterim: YouTube ve Okuryazar. Neden ikisini bir arada saydım? Söyleyeyim: YouTube dev bir ortam. Müzik başta olmak üzere her türlü görsel-işitsel içerik ve video ile insanların en başta müziğe dokunduğu, ruhunu biraz olsun doyurduğu bir yer. Çok pozitif ve çok negatif yönleri var; bir tür işporta alanı gibi. Bana göre çok sayıda sosyal mecra içinde kazanan ve büyüyen şimdilik orası. Fakat oranın da bir haddi, bir sınırı var. Dipsiz bir kuyu gibi… Ne çok kişi üste çıkmaya, görünür olmaya, sesini duyurmaya çalışıyor. Sayılı kişiler gökyüzüne fırlıyor, yıldız oluyor; belki yüzbinler, milyonlar da hayalleriyle beraber boğuluyor. Bunların arasında Okuryazar’ı neden andım, fikri olan var mı? Diğer mecraların yanında bir bebek kadar küçük, minnacık. Bir tohum, çekirdek; belki başını topraktan çıkarmaya çalışan bir fide. İnsan ve kültür odaklı bir mecra olmayı önemsiyor. Sınırlı; kapsamı ve hayalleri belli bir yer. İnsana dair bir mecra. İnsanî değerlere, hayata dair küçük dokunuşlara odaklanan bir yer. Kültürü, kitabı, müziği, insanî hassasiyetleri merkeze alan; her insanı bir değer gören bir yer. Hukuku, ahlakı, görgü kurallarını, doğruluğu, dürüstlüğü, iyi niyeti, sevgiyi, saygıyı, anlayışı, hoşgörüyü, dayanışmayı ilke edinen bir yer. Şimdi ve sonra sevincin, umudun, üretimin, paylaşımın, kendini iyi ve değerli hissetmenin bir kaynağı olmayı hedefleyen bir yer. Herkesin birbirine kıymet verdiği, herkesin kendini anlamlı ve değerli hissettiği bir yer. Belki hayatın akışında yorulduğunda gelip gezindiği, bir ağacın gölgesinde dinlendiği; belki hoş bir paylaşıma tebessüm ettiği… Belki köşesinde bir şiir, yazı paylaştığı; duygularını ifade ettiği bir yer. Bir kitaba, yazara, bir sanatçının hayatına, şarkısına dokunduğu; güzel bir paylaşıma denk geldiği bir yer… Biz de farkındayız eksiklerimizin, teknik yetersizliklerimizin bulunduğunun. Sayıca ve paraca bir Twitter, Facebook, Instagram, YouTube olmadığımızın. Fakat kendimiz ve toplum için güzel hayallerimizi hayata geçiriyoruz. İnsana ve kültüre dair hayata küçük adımlarla değerli bir şeyler eklemenin neşesini, sevincini, heyecanını duyuyoruz. Bugüne ve gelecek kuşaklara duyduğumuz sorumluluk duygusuyla hareket ediyoruz. Yakında kapsamlı bir güncelleme yapacağız. O vakit ektiğimiz fidanın daha da büyüdüğünü hep birlikte göreceğiz. “Küçük Güzeldir.” Belki Schumacher’in dediği gibi bu hakikati yeniden keşfetmeye ihtiyacımız var. Hayatın her alanında: yolda, binada, doğada, gündelik hayatta, ilişkilerde ve sosyal mecrada. Başta dediğim gibi, evrende ve hayatta hiçbir şey sınırsız değil. Anlam dünyamızı her an örmek; her yeni günle beraber yenilenip tazelenmek, hayata değer katmak umuduyla.
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...
Emre Bağce imzasında diyor ki;

Hayata umutla bak.

Emre Bağce'nin Profili Emre Bağce'nin Tüm Yazıları

Bu Yazının Yorumları

  • HÜSEYİN ÇAĞLAYAN
    HÜSEYİN ÇAĞLAYAN Sayın Hocam, o ağacı diktiğiniz için ve çevresini güzelleştirip bizlere de onun gölgesinde dinlenme fırsatı verdiğiniz için şahsım adına teşekkür ederim. Yolunuz açık, başarılarınız daim olsun.
  • 1 Yanıtlar
  • Zeliha
    Zeliha Sanal mecralar kendilerini düşsel zindanı dayatıyor fakat boşluğun eğreti varlığı dünyanın derin gerçeğinin yerini alamaz Okuryazar sahteliğe karşı devreye girer iyilik hoşgörü ve insani değerler dijital dünyanın dışına sıkışmış boşlukların ötesine geçen birer pusula görevini üstleniyor.
  • 2 Yanıtlar
Son Eklenenler
Son Yorumlar

Neslihan- 1 hafta önce

Çok güzel bir yazı. Elinize, emeğinize sağlık. Nesin Vakfı Edebiyat Yıllıkları...

Cafer Muhammed KARAMAN- 2 hafta önce

Emre Bağce- 2 hafta önce

Değerlendirmeniz çok kıymetli Mustafa Bey. Toplumun... Her Şey Proje Olmak Zorunda mı,...
Daha Fazlasını Gör