- Yazar: Muhammed ÇELİK
- Kategori: Toplum, Siyaset
- Bu yazı Okuryazar’a 1 saat önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
- Gösterim: 20
İRAN: BİR SAVAŞIN PARADOKSU
İran–ABD/İsrail savaşının yirmi altıncı gününe gelmiş bulunuyoruz. Şu ana kadar binlerce insan hayatını kaybetti, şehirler yoğun bombardıman altında kaldı, pek çok bina yıkıldı, mahalleler harabeye döndü. Bazı bölgelerde sivil kayıpların boyutu katliam olarak nitelendirilebilecek düzeye ulaştı. Tüm bu yıkıma rağmen yoğun hava saldırıları hâlâ sürüyor ve savaşın nasıl bir seyir izleyeceğini öngörmek giderek daha da zorlaşıyor.
Savaşın bu kadar uzun sürmesinin nedeni belki de ABD/İsrail tarafının başlangıçtaki şu kanaatine dayanıyordu: İkili bir koalisyonla hafta sonu İran’a saldırıp ülkeyi kısa sürede başsız bırakmak ve bunun bir halk isyanını tetiklemesini sağlamak. Bu senaryoya göre hava saldırıları ve halk isyanı sonunda rejimin devrilmesi bekleniyordu. Nitekim Trump ve Netanyahu da İran’daki son protestolar sırasında halkı sokaklara çağırmış, kendilerine destek vereceklerini defalarca dile getirmişlerdi. Ancak beklenen olmadı.
Evdeki hesap çarşıya uymadı ve gelinen noktada ABD/İsrail koalisyonu her ne kadar hava saldırılarında başarılı olmuş olsa da savaşın kilit noktası olan Hürmüz Boğazı’nı şu an itibariyle geçemedi. Öyle görünüyor ki geçmesi de pek mümkün görünmüyor. Olsa bile bu boğazın kendileri için çıkmaz bir bataklık olacağının elbette süreç sonunda belli olacaktır.
Burada şunu vurgulamak gerekir ki her ne kadar İran diasporasının bir kısmı ülkelerinin bombalanması yönünde Trump’tan beklenti içine girmiş olsa da İran halkı canla başla sokaklara çıkarak meydanları lebalep doldurmuş ve ülkelerine sahip çıkmıştır.
Evdeki hesap çarşıya uymadı dedik ve gerçekten de uymadı. Ancak İranlı üst düzey yetkilileri yatak odalarında hedef alabilecek kadar detaylı istihbari bilgiye sahip olan bu iki ülkenin böylesine büyük çaplı bir savaşın nereye varacağını öngörememiş olması hakikaten dikkat çekici. Beklenenin aksine ne rejim iki günde yıkıldı ne de savaş planlandığı gibi ilerledi. Tam tersine Hürmüz Boğazı meselesi nedeniyle İran artık barış konusunda şart öne süren bir konuma gelmiş görünüyor.
Öyle bir İran düşünün ki en başta devletin en yetkili ismi Ali Hamenei olmak üzere onlarca kişi hayatını kaybetmiş, yerlerine atanan alt kadroların bir kısmı da kısa süre içinde öldürülerek tasfiye edilmiş ve hatta üçüncü kademedeki bazı üst düzey yetkililer de hedef alınmış. Buna rağmen İran, Trump’ın uzattığı barış elini geri çeviriyor ve kalıcı bir barış için ABD/İsrail tarafının şu aşamada kabul etmesi zor görünen bazı şartlar ileri sürüyor.
Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde öldürülen üst düzey yetkililerin yerine gelen alt kadrolara rağmen rejimin hâlâ ayakta kalması dikkat çekiyor. Bu durum karşısında ABD/İsrail tarafının da artık rejimin kısa sürede yıkılmayacağı kanaatine varıp savaştan çıkış yollarını arıyor olması muhtemel görünüyor. Bundan sonraki süreçte ya İsrail’in ya da İran’ın ciddi zarar görmesi ihtimali öne çıkıyor.
Elbette hiçbir savaşın gerçek anlamda kazananı olmaz. Her ne kadar İran’a ABD/İsrail koalisyonu olsa da ancak bu çatışma doğrudan ABD’nin değil, daha çok İsrail–İran Savaşı şeklinde anlam kazanıyor hem sosyal medyada hem de halk arasında. Bu noktada Trump’ın, sürecin gidişatına göre tabiri caizse çark edip geri planda kalarak İsrail’i sahada yalnız bırakması da ihtimal dışı sayılmaz.
Zira bu şer koalisyonu ne iki günde hava saldırılarıyla rejimi yıkabildi ne İran halkını isyana sürükleyebildi öncü güç olarak ne Kürtleri savaşa sokabildi Hürmüz Boğazı’na gemi göndermeleri için ne NATO ve diğer ülkeleri ikna edebildi ne de İran yetkililerini barışa razı edebildi. ABD halkındaki savaş karşıtlığının günbegün artması ve yaklaşan ara seçimleri de düşününce Trump’ın tutunacak çok fazla dalı kalmadığını söylemek abartı olmaz. Üstüne üstlük İran’daki halefler de seleflerin çoğundan daha sert ve daha şahin bir çizgide.
Buna göre barış olacak mı, olacaksa nasıl olacak. Maalesef şu an için hâlâ bir muamma. Şu an itibarıyla durum tersine dönmüş gibi. Trump savaşın bitmesini istiyor ve bunun için Tahran’dan bizimle görüşecek kişiler var diyor ama Tahran tarafı ise bunu reddediyor ve biz kimseyle temasa geçmedik diyor.
Tahran yönetimi şu an mozaik yöntemle yönetildiği için her bir üst düzey yetkilinin ağzından farklı şeyler çıkıyor ve atanan bu yeni kadroların çoğunda daha sert bir hava var: Ya şartlarımızı kabul edeceksiniz ya da intikam. Bu durum İran halkına da sirayet etmiş durumda ve görünen tablo da bu ama üst düzey görüşmelerde perde arkasında başka şeylerin döndüğü de muhakkak.
En başta yazmam gereken küçük bir paradoksu sona bırakayım:
“Otuz yıl çok sıkıntı çektim ama bu Farsçayla Acem’i dirilttim” diyen ünlü Fars şairi Firdevsî, meşhur eseri Şahnâme’de bilgi hakkında şöyle der: “Tevânâ boved her ke dânâ boved”, yani bilgili olan güçlü olur. Esasen bilgi güçtür. Çok kadim bir medeniyete sahip bir İran nasıl olur da bilginin bel kemiği olan istihbarat alanında zafiyet yaşar ki savaşın ta ilk gününde en başta dini lider (cumhurbaşkanından dahi daha üstün kişi) olmak üzere onlarca üst düzey yetkilisini kaybeder ve ölenlerin yerine atanan yetkililerin bir kısmının da öldürülmesine rağmen nasıl oluyor da Amerika gibi bir süper gücün bütün imkânlarına ve bölge ülkelerinin yardımına rağmen yıkılmıyor, hakikaten bu nasıl mümkün olabilir? İşte bütün bu sorular başlı başına bir paradoks olarak karşımızda duruyor.
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...
Bu Yazının Yorumları
Son Eklenenler
Son Yorumlar
Emre Bağce- 19 saat önce
Çok haklısınız Mustafa Bey, maalesef siyasi partile... Memleketi Toparlamak
Mustafa Atagün- 3 gün önce
Belirtilen dört ilkeye karşı çıkmak mümkün değildir... Memleketi Toparlamak
Emre Bağce- 1 hafta önce
Hocam eminim sizin hayata dokunan, değer katan çok... Memleketi Toparlamak