Okuryazar / Yazılar / İnsan Hayatındaki İkilemler ve İnsan Hayatına Kısmi Etkileri yazısını görüntülemektesiniz.

Bu bölümde yer alan yazılar Okuryazar üyelerinin; profillerinde, çeşitli kategorilerde yazdıkları bireysel yazıları, deneme, şiir, öykü, makale, bilimsel araştırma vb. tarzda yazdıkları yazılar ile oluşturulmaktadır.

  • Yazar: Remzi Varol
  • Kategori: Toplum, Yaşam
  • Bu yazı Okuryazar’a 4 gün önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
  • Gösterim: 82
2 kişi bu yazıyı beğendi
Beğen
İnsan Hayatındaki İkilemler ve İnsan Hayatına Kısmi Etkileri

İnsan Hayatındaki İkilemler ve İnsan Hayatına Kısmi Etkileri

Büyük ozan, Bozkır’ın tezenesi Neşet Ertaş bir orta Anadolu türküsünde “İki büyük nimetim var, Biri Anam biri Yârim İkisine de hürmetim var, Biri Anam biri Yârim” derken insan hayatında hemen her zaman ortaya çıkan, insanoğlunun kurtulamadığı veya kurtulmak istemediği bir ikilemi aslında ortadan kolayca, tereyağından kıl çekercesine kaldırıveriyor. Nedir bu insanoğlunun en basit kavram ve olaylarda içinden çıkamadığı, bir boa yılanının avını sardığı ve zevk alırcasına ağır, ağır hayatını sonlandırmasına benzer şekilde içinde debelendiği yumak haline getirdiği ikilem veya ikilemler demeti. Evet her şey kâinatta zıddıyla kaimdir ama buradaki dilemma veya diğer bir deyişle ikilem bundan tamamen farklı anlamda olmalı. Anayı yardan ayırmak, sanki birbiri ile çelişki oluşturacak iki kavrammış gibi algılamak ne kadar yanlış değil mi? Kısaca ya o, ya bu mu diyeceğiz? Böyle olmamalı; birini diğerine tercih etmek nedendir, bilen var mı? Ne o, ne de bu mu demeye zorlanıyor kararsız kalan insanlar. Hem o, hem bu olsa ne kadar anlamlı, anlamlı olduğu kadar da insanı mutlu eden, insana dinginlik veren, ruhunu dinlendiren, gönlünü okşayan bir durum ortaya çıkacaktır. Bir başka kavram var ki insanları adeta seçim yapmaya zorlamaktadır. “Doyduğun yer mi, yoksa doğduğun yer mi?” tercihi ikilem değil de nedir? Neden doğduğun yeri başka bir mekan olan veya olabilen doyduğun yere tercih etmeye zorlayan bir sistem, sosyal çevre veya toplumsal baskı ortaya çıkmaktadır. İnsan ne doğduğu yeri unutur veya unutmalı ne de doyduğu, ikbalini aradığı, bulduğu veya bulmaya çalıştığı yeri ihmal etmelidir. İnsanlara nereli olduğu sorulduğunda mutlaka doğduğu köy, kasaba, ilçe veya ili söyler. Gözü hep oradadır, gözünü dünyaya açtığında gördüğü mekân ilk göz ağrısıdır. Akrabaları, çocukluk arkadaşları, komşuları belki de ilk göz ağrısı, sevdiği, ilk aşkı hep oradadır. İşini kurduğu, iş sahibi olduğu mekan ise hayatını idame ettirdiği mekan olarak hayatında yer almaktadır. Birini diğerine alternatif, biri diğerinin zıttı, düşmanı, karşıtı gibi algılamak, hissetmek, söylemek, öyle olduğunu iddia etmek abesle iştigal değil midir sizce de? Doğmak ve doymak iki farklı kavram, iki farklı olgu gibi görünse de aslında biri olmadan diğeri olabilir mi? Doğmadan doymaya ihtiyaç var mıdır? Doyarak hayatın idamesi söz konusu olabilir. İç içe girmiş, birini diğerinden tamamen ayırmanın mümkün olmadığı bir hususu ortaya koymamız gerekir. O halde neden bu ikilem demek çok anlamsız olmamalı. Yıl 1986, aylardan Eylül. Eğitim amaçlı bulunduğum İngiltere’de daha çok yaşlıların seyahat ettiği, trenlere göre daha ucuz ulaşım aracı olan şehirlerarası otobüsle bir şehirden başka bir şehre 5-6 saat sürecek bir yolculuk yapmıştım. Hemen önümdeki koltuklarda 75-80 yaşlarında beyazlamış saçları, sempatik tavırlı iki hanımefendi yolculuk etmekteydi. Otobüsümüz bir mola yerinde yolcuların ve sürücülerin dinlenmesi, soluklanması için mola için durmuştu. Benim elimde küçük boyutlu kırmızı kaplı bir “İngilizce-Türkçe” sözlük vardı. Otobüsten inerken oturduğum koltuğun üzerine bırakarak indim. Mola süresi dolmasına yakın otobüse bindiğimde önümdeki koltukta oturan hanımefendiden birisi anlamakta zorluk çektiğim birtakım ifadelerde bulundu. İngiltere’ye gönderilmek üzere en az dört farklı sınava girmiştik. İngilizce bildiğimizi kabul ederek bizi eğitim amaçlı oraya göndermişlerdi. Hanımefendinin İngilizce konuştuğu ön kabulü veya önyargısıyla konuşulanı anlamam gerektiğini düşünerek büyük hayal kırıklığına uğramış ve kendimi suçlar halde bulmuştum. Benim söylediğini anlamadığımı yüz ifademden okuyan hanımefendi söylediğini tekrar etti. Bu defa zor da olsa anlamıştım. Çok kırık bir “Türkçe” ile “Ben de Türküm, Türkiye’den geldim dediğini anlamayı başarmıştım. Evet, başarmıştım. Beynim, ruhum, tüm algılarım İngilizce konuşulacağı üzerine kurgulanmıştı ama konuşulan başka bir dildi. Yanlış anlaşılmasın Türkçe’nin başka bir dil olduğundan bahsetmiyorum. Türkçe benim anadilim, Ziya Gökalp’in ifadesiyle: Güzel dil Türkçe bize, başka dil gece bize İstanbul konuşması en saf en ince bize. Hanımefendinin konuştuğu çok kırık bir Türkçe idi. Ne olursa olsun anlamıştım ya sonunda. Ne diyordu bu mini mini, sempatik yaşlı ama yaşlı olduğu kadar hayat dolu hanımefendi? “Ben de Türküm, Türkiye’den geldim”. Sonra açıklamaya devam etti. Ailesiyle birlikte 4-5 yaşlarına kadar İstanbul’da yaşamıştı. Sonra ailesiyle birlikte oradan ayrılmış, başka diyarlarda hayatının geri kalanını yaşamak üzere terk-i İstanbul eylemişlerdi. Büyük bir iştiyakla İstanbul’dan, çocukluğundan bahsediyordu bana. Gerçek anlamda ırk olarak farklı olmasına rağmen doğduğu yer olarak İstanbul’u unutmamış, unutamamıştı. Bu örnek gerçekte doğmak ve doymak arasındaki hem farkı hem de iç içeliğini vurgulamaktadır. Hiç kimse bu hanımefendiye doğduğu yeri belirtmesini istememiş ancak kendiliğinden gelişen diyalog hafızasındaki İstanbul’u tetiklemiş ve kendisini İstanbul’a ait hissettiğini bilinçaltı ile ortaya koymuştur. Ben bugün buradayım ve buraya aitim, doğduğum yerden bana ne dememiş, diyememiştir. Toplumsal baskı, çevre faktörü, aile ilişkileri, aileler arası ilişkiler, aile dostlarının etkisi ile bu tür kabullenişlerden uzaklaşamamış olduğu anlaşılmıştır. Evet, insanın hayatında her yaşta her aşamada ikilem ortaya çıkmakta veya çıkma potansiyeli yüksek hale gelmektedir. Toplumsal yaşamda her bireyin kendisine has yaşantısı yanı sıra toplumsal etkileşim etrafında oluşan tekil ve küçük veya büyük grup ilişkilerinde kendi içinde ikilemin ortaya çıkması sıklıkla görülmektedir. Ferdin kendi kendisine yenebildiği bazı ikilemlerin yanı sıra toplumsal ikilemlerin yenilmesi, üstesinden gelinmesi bazen sıkıntılı olabilmektedir. Dileğimiz hem ferdi hem de toplumsal ikilemlerin üstesinden gelindiği, biraz daha özgür hareketlerin sağlanabildiği bir hayatın sağlanabilmesidir.
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...
Remzi Varol imzasında diyor ki;

Remzi Varol'ın Profili Remzi Varol'ın Tüm Yazıları

Bu Yazının Yorumları

Son Eklenenler
Son Yorumlar

Murat karaduman- 3 hafta önce

Teşekkürler düşünce sisteminiz farklı bakış açıları... İyi İnsanlar Neden Acı Çeker?

Derya Varcin- 1 ay önce

Emeğinize sağlık mükemmel bir deneme yazısı olmuş.D... Sınıfın Sessizliği

Rabia Darama- 1 ay önce

Kalemine sağlık. bayıldım! İyi İnsanlar Neden Acı Çeker?
Daha Fazlasını Gör