- Yazar: Lavender Realstar
- Kategori: Kitap
- Bu yazı Okuryazar’a 1 saat önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
- Gösterim: 2
GÖZLERİMİ AÇTIĞIMDA SEN-1. BÖLÜM
BÖLÜM 1:
(Scarlett’ın anlatımından)
O gün, komidinimde duran dijital saatimin ciyaklaması ile gözlerimi açtım. Kimine göre bu ses sadece bir alarm sesi veya ötme sesi olarak nitelendirilse de, benim için tam bir kabustu ve kesinlikle bu sesten nefret ediyordum. Üzerimde duran yorganı ayaklarımla itekleyerek üzerimden fırlattım. Doğruldum ve birkaç kez gözlerimi ovuşturdum. Gerginlikle yataktan kalktım ve yatağın dışına fırlatmış olduğum yorganı hiç umursamayarak odamın girişinin hemen sağında bulunan küçük banyoya girdim ve kapıyı kilitlemeyi bırak, kapatma zahmetinde bile bulunmadım. Hem evde tek yaşıyordum, hem de zaten sadece yüzümü yıkamak için girmiştim. Sadece yüzümü yıkayıp çıktım ve çalışma masamın sandalyesinde bulunan yeşil eşofmanı ve mavi oversize tişörtü giyme amaçlı üzerimdekileri çıkarıp bir kenara fırlattım. Henüz kahvaltı yapmadığım için kendimi biraz gergin hissediyordum. Üzerime kıyafetleri geçirip aşağıya indim.
Ofise doğru yürürken bir kafeden sandviç alıp yoluma devam ettim. Ofise girip günün konularının birazını okudum ve yönetmenimiz stüdyoya girdi. Yüzünde anlamsız bir gergin ifade vardı. Yanına gidip ona bir problemi olup olmadığını sordum. Yönetmenimiz kafasını kaldırıp suratıma baktığında biraz daha gerildi ve verdiği cevap şu oldu: “Yok canım, sağol.” Yanımdan hızlı adımlarla ayrıldığında olayların etkisiyle donakaldım fakat Christina Hanım’ın beni çağırmasıyla birlikte hazırlık odasına geçtim. Christina, bana “Evet Scar, bence bugünün rengi kesinlikle siyah!” dedi.
Bu durumu garipsemiş olmamın sebebi, Christ, ASLA siyah giymez ve bunu teklif dahi et-
mezdi. Ona dönüp, “Christ, iyi misin? Sence de bugünün rengi SİYAH mı olmalı?” diye sordum. Cevap vermek yerine sadece kafasını sallamakla yetindi. Önümde duran siyah takımı alıp giyinme odasına geçtim. Kıyafetlerimi giydiğimde aynadan kendime şöyle bir baktım, kötü durmuyordu. Tekrar makyaj odasına döndüm ve hiçbir şey söylemeden aynanın karşısında duran deri, mavi renkli sandalyeye oturdum.
Masanın üzerinde duran makyaj malzemelerinde gezindi gözlerim. Neden bu kadar çok olduklarını ben de bilmiyordum, ama her gün farklı bir konseptle giyinip makyajımız da öyle yapılırdı. Christ, Latin makyajına benzer bir stil yakaladıktan sonra beni kayıt odasına göndermişti, kayda son 3 dakika vardı. Elime sunucu kartımı aldım, kendime çeki düzen verdim ve o sesi duydum: “3,2,1, kayıt!”
“Merhaba sayın Gala Haber izleyicileri, canlı yayın haber bültenimize hoşgeldiniz. Ben Scarlett Morgan ve bugünkü haber sunucunuz benim, dilerseniz haber bültenimize geçelim.”
(Yazar anlatımı ile)
Birkaç dakika boyunca her şey çok normal ilerledi, iyiydi yani. Fakat o “birkaç dakika”nın sonu, pek de iyi olmakla yetinmeyecekti.
(Scarlett Morgan anlatımı ile)
“Bir cinayet haberi ile karşı karşıyayız sayın dinleyiciler, bu sabaha yakın 4.30 sularında İstanbul Üsküdar Plajı’nın otoyolunda ölü bulunan Edward Morgan…” Ellerim titriyordu.
BU BENİM BABAMDI!
O KİŞİ BENİM BABAMDI!
Edward Morgan benim babamdı…
Kalbimin sesini duyabiliyordum, çok hızlıydı. Panik olmuştum, tüm vücudum titriyordu. Ona ne olmuştu, nasıl olmuştu? Birden gözlerimin kararmasıyla yere yığıldığımı hissettim ve sonrası mı, onu benden dinleyemezsiniz…
(Scarlett’in hastaneye kaldırılması, yazarın anlatımından)
Scarlett’ın bilinci tamamen kapalı durumdaydı. Ne bir hareketi; göz kapaklarında hareket,ne de parmaklarında bir hareket yoktu; o kadına ne olduğunu kimse bilmiyordu. Tek bilinen şey kadının küçüklük travmasıydı; önce annesini ve sonra da babasını kaybetmişti.
Canlı yayında bayılan bir haber spikerinin ne kadar tepki toplayacağının farkında olan yönetmen, bun hiç umursamıyor ve tek düşündüğü şey, onun hayatıydı. Önce ambulansı aradılar, ardından da Scarlett’ın hastaneye sevk edilmesini hissiz bir şekilde izlediler ve bu, akşam haberlerine de konu olacaktı.
Hastaneye varan sağlık ekibi ve cansız, ölü gibi duran Scarlett, hastane koridorunda ilerliyorlardı. Sağlıkçılar, güçsüz kadına testler yapılması ve onun ölmediği konusunda çok netti, bunu da herkese kanıtlayacaklardı. Scarlett’ı yoğun bakıma kaldırmalarının ardından, dışarıdan gelen, “Spikerimizi geri verin!” sesleri gayet anlaşılır ve netti, herkes rahatlıkla du-
yardı.
(Scarlett’ın hastanedeki 2. günü, Dr. Sophie Fireworker Location anlatımı ile)
Bu hastayı en iyi ben tanıyordum. Yıllar önce babamın hastasıydı. Ben de babam gibi tıp okuyup evlenmiş, 1 kız çocuğu sahibiydim.
Scarlett Morgan, babam Dr. Marcus Fireworker’ı altı yaşında babasıyla beraber ziyaret etmiş ve ona annesinin kayıp olduğunu belirtmiş, şu anda da benim kanıtlamaya çalıştığım şey, kızın travmaları yüzünden kötü yerlere gelebileceğiydi. Umursadığım tek şey, onu bu işin içinden sağ çıkarmaktı, beklemek, çalışmak ve pes etmemekten başka yapabileceğim bir şey de yoktu…
(Hastanedeki 4. gün, Dr. S. F. Location anlatımı)
Bugün hastamın hastanedeki 4. günüydü, 3. günün 2. günden tek farkı, 3. gün olmasıydı. Hala bir belirti yoktu fakat bildiğimiz tek şey, yaşadığıydı. Kalbi atıyordu, nefesleri düzenliydi ama sanki hiç kimsenin fark edemediği bir detay yatıyordu o yorganın altında; ve ben bunu çözecektim.
Bayan Morgan’ın odasına girip kontrolleri yapmak için kıyafetlerimi giydim ve iyice dezen-
fekte oldum, ardından içeriye girdim, hala aynıydı. Umutsuzlukla yanındaki gri, kumaş koltu-
ğa attım kendimi. Olacak gibi durmuyordu, sanki ölmüş fakat biz boşuna bedenini yatırıyor-
muşuz gibiydi. Birkaç dakika orada kaldım ve olabilecek her şeyi düşündüm.
Sanırım evrene mesaj yollamıştım.
Bu iyi bir mesajdı.
Telefonumun titreşimi ile koltuktan kalktım ve odadan çıktım. Gelen mesajı açtığımda, Dr. Stephan Location’un mesajını gördüm. “Sonuçların alındığı danışmaya gel, hastanın souçları bende.” Mesajı yazan kişi benim eşimdi. Yoğun bakımdan çıkıp kattaki asansöre ilerledim ve sanki üzerimden çok büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordum. Bir kat yukarıya, yani sonuç ve test laboratuvar katına geldim.
Sonuç danışmasına gittiğimde, tam karşımda beni bekleyen eşimi gördüm. Biraz gergin bakıyordu ve elinde bir dosya vardı. Bu benim hastamın dosyası olabilir miydi? Stephan ba-
na dosyayı uzatırken, “Aslında bir iyi, bir de kötü haberim var,” dedi. “İyi olan, hastan ölmeye-
cek. En azından şu anlık. Kötü haberse, koma. İşte bu yüzden şu anlık yaşama garantisi az da olsa var. Biliyorsun, komada yaşama ve ölme riski karışıktır. Ne şanstır ki, hastan, neydi adı? Heh, Stephannie…” Sert bir tutumla lafını kestim ve, “Scarlett. Scarlett Morgan.” dedim. “Ayrıca şu kadına ‘hastan’ diyip durma, o kadın ve babası 2005 yılında babamın da hastasıy-
mış. Annesinin kaybolduğunu söylediğim hasta bu. Ayrıca %50 yaşama olasılığı da yazmı-
yor, nereden salladın, sonuç formunda bile yok.” Yüzü biraz kızarmış, hatta baya bir bozul-
muştu. “Kimse kim; hasta mı hasta; SENİN hastan mı, SENİN HASTAN. Beni pek ilgilendir-
miyor.” dedi ve arkasını döndü, oradan uzaklaştı. Bozuntuya vermedim ve aşağı kata inerken dosyayı en ince ayrıntısına kadar inceledim.
Scarlett Morgan’ın katında, benim ve ekibimin ofisi vardı. Kapıyı tıklattım ve hiçbir cevap almadan içeriye daldım. “Zoe, bana da double espresso shot çeker misin, fazladan çekirdekli olsun lütfen.” dedim ve armut koltuklardan birine oturdum. Bulunduğum oda geniş, büyük ve bütün ihtiyaçlarımız için tasarlanmıştı. Büyük 2 tane kitaplık, bir televizyon, koltuklar, uzunca bir masa, sandalyeler, kettle, kahve makinesi gibi her şey vardı. “Scarlett Morgan, biliyorsu-
nuz ki bizim yeni fakat hastanemizin eski ve özel bir hastası. Gelirken onun dosyasını incele-
dim.” dedim. Lafımı bitirince yüzümü buruşturup olduğum yerden kalkıp koltukların oraya geçtim. “Sonuçlar her ne kadar beni tatmin etmiş olmasa da,” durdum. Herkesin beni dinledi-
ğinden emin olmak için birkaç saniye bekledim ve tekrar lafıma döndüm, “İşin içinden çıkabi-
liriz. Sonuçlarda, Scarlett’ın komada olduğu yazıyor. Bu yüzden onu koma odasına alacağız. Ne kadar duracak, ne olacak bilmiyoruz. Stephan ile konuştuğumda, bana ‘%50 yaşama ola-
sılığı var.’ dedi, fakat dosyada bu yazmıyor. O yüzden Mia, Augustina ve Sarah, Scarlett Morgan’ın koma odasını ayarlayın.” dedim. Oturduğum koltuğa dosyayı bırakıp odayı terk et-
tim. Hastanenin kafesinde bir şeyler yemek için oturdum.
(Scarlett Morgan’ın hastanedeki 6. günü, Dr. S.F. Location anlatımı ile)
Bugün 6. gündü. Scarlett bir gündür komadaydı ve sanırım öyle kısa bir süre olmayacaktı bu koma mevzusu.
Giyinme odasında başıboş fakat hiçbir zararı olmayan ve “nankör, pislik” diye nitelendiri-
len, fakat aslında benim çok sevdiğim ve tatlı bulduğum o köpekler gibi otururken telefonuma bir bildirim geldi. Mesajı açtığımda Stephan’ın, “Yeni hastan hayırlı olsun, acile gel.” yazdığı-
nı okudum ve söylediği gibi acile geldim.
“Ethan Blackwood, 25 yaşında, kalp krizi riski var ve trafik kazası geçirmiş.” Hemen has-
tayı kaldırdıkları sedyeye koştum, birkaç kontrol yaptım. “Acil ameliyat, ÇOK ACİL AMELİYAT!” diye bağırdım. Ethan’ı tekrar sedyeye yerleştirdiler ve ameliyathaneye doğru sürdüler. Stephan’a dönüp, “Benim ekibe haber verir misin lütfen?” dedim. Stephan benden biraz uzaklaşıp, “Senin ekibin değil mi, Sophie Fireworker?” dedi yüzüme tiksinircesine bakarak. Bana, ‘Sophie Fireworker’ dedi, ‘Fireworker’. Bu adama neler oluyordu böyle? Vakit kaybet-
meden telefonumu çıkardım ve gruba mesaj attım. Ardından koşar adım ameliyathaneye koştum. Ameliyathaneye girdiğimde beni giydirdiler ve acil ameliyatı başlattım.
(Ameliyat sonrası, yazar anlatımıyla)
Doktor Sophie, Ethan Blackwood’un ameliyatını yönetmekle meşguldü. Saatler sonra, beklenmedik o karar gelmişti, “Ekip, ikinci koma hastamız hayırlı uğurlu olsun.” Ethan Blackwood da, aynı Scarlett Morgan gibi koma hastası olacaktı.
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...
Lavender Realstar imzasında diyor ki;
Lavender Realstar'ın Profili Lavender Realstar'ın Tüm YazılarıBu Yazının Yorumları
Son Eklenenler
Son Yorumlar
Emre Bağce- 1 hafta önce
Teşekkür ederim abı. Var olun. Dilimiz döndüğünce,... Yağma Düzeni
Kadir TEPE- 1 hafta önce
Değerli Hocam, yapacak şeyin ne olduğunu çok güzel... Yağma Düzeni
Elif Elçin Akkurt- 1 hafta önce
Çok güzel olmuş ellerine sağlık; hem konuyu güzel s... Değişsek Yeter