Okuryazar / Yazılar / HEPİMİZİN ÖZÜ SAYGI yazısını görüntülemektesiniz.

Bu bölümde yer alan yazılar Okuryazar üyelerinin; profillerinde, çeşitli kategorilerde yazdıkları bireysel yazıları, deneme, şiir, öykü, makale, bilimsel araştırma vb. tarzda yazdıkları yazılar ile oluşturulmaktadır.

  • Yazar: LAVENDER
  • Kategori: Deneme
  • Bu yazı Okuryazar’a 3 ay önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
  • Gösterim: 205
0 kişi bu yazıyı beğendi
Beğen

HEPİMİZİN ÖZÜ SAYGI

Saygı, kimine göre nezaketle eş değerdir. Aslında birbirlerine çok benzerler. Toplumsal kabullerimizde saygı; yaşça büyüklere, tecrübeye, rütbece üstte olana duyulan hürmet biçimi olarak kodlanmıştır. Kimi için de saygı duymak için öncelik nezakettir. İnsanlar, birbirlerine nazik olmadıkları sürece birbirlerine saygı duymazlar. Bu noktada sormamız gereken kritik bir soru vardır: Sergilenen bu nezaket, kalpten gelen bir takdirin dışa vurumu mudur yoksa sadece toplumsal bir mecburiyetin icrası mı? Tüm bunların yanında saygı, başkalarına gösterilen bir çeşit "sosyal lütuf" veya sadece bir nezaket gösterisi değildir. Saygı, bir insanın karakter omurgasının en temel taşıdır. Bu taş yerine oturmadığında dış dünyaya gösterilen tüm o kibar tavırlar, temeli olmayan bir binanın süslü cephesinden farksız kalır. Önce Kendi Sınırlarımızda Başlayan Yolculuk Kişi, bir başkasına gerçek bir saygı duymak istiyorsa bu yolculuğa önce kendi iç dünyasında, yani kendine saygılı olarak başlamalıdır. Öz saygı, kişinin kendi değerini başkalarının onayı üzerinden değil; kendi içsel bütünlüğü üzerinden tanımlamasıdır. Örneğin kendine saygısı olan bir birey, bir başkasına korkmadan “hayır” diyebilmelidir. Kendi sınırlarını koruyamayan ve kendi varlık alanına girilmesine izin veren birinin, bir başkasının sınırlarına gerçekten hürmet etmesi beklenemez çünkü sınır kavramını içselleştirememiş bir zihin, başkasının mahremiyetini de bir ihlal alanı olarak görecektir. Önce kendi sınırlarımızı çizmek, kendi özgürlük alanımızı belirlemek gerekir. Kendi hatalarıyla yüzleşebilen, kendine karşı dürüst insan, başkalarının kusurlarına karşı da daha adil bir perspektif geliştirir. Kendi gelişim sürecine saygı duyan birey, öğrenmenin ve yanılmanın insani bir süreç olduğunu bilir. Bu farkındalık, "kıyaslama tuzağını" da tarafsız kılar. Kendini başkalarıyla kıyaslamayan insan, başkasının başarısını kendi yetersizliği olarak görmez. Bu dürüstlük, beraberinde kıskançlığı değil, samimi bir takdir duygusunu besler. Kendine saygısı olan bir birey, saygı beklemek yerine saygın bir karakter inşa etmeye odaklanır. Ayna Teorisi: Başkası, Bizim Yansımamızdır Kendisine saygısı olmayan bir kimse, içindeki o derin huzursuzluğu ve yetersizlik hissini bastırmak için başkalarının kusurlarını acımasızca eleştirme eğilimindedir. Başkasını küçülterek kendi içindeki boşluğu doldurmaya çalışır. Oysa kendi kimliğinden emin olup kim olduğunu, zayıflıklarını ve güçlerini bilen bir birey; farklılıkları bir zenginlik olarak görür. Farklı fikirlere, farklı yaşam tarzlarına alan açar; onun öz değeri, başkasının ondan farklı olmasına bağlı değildir. Öz saygı, diğer kişilere nasıl davranmamız gerektiğini öğreten sessiz bir öğretmendir. Kendine nezaket gösteren, kendi ruhunu hırpalamayan insan; bu huzuru doğal bir refleks olarak çevresine de yayar. Bu noktada saygı, varlığın doğal bir uzantısı olacaktır. Maskeler ve Dijital Çağın Yanılsaması En başta da dile getirdiğim gibi nezaket yalnızca bir form, bir biçimdir. Öz saygıdan yoksun olan bir nezaket ise yalnızca bir maskedir. Bu maske dışarıdan fark edilir, belki kısa süreli bir itibar sağlar ancak ruhu olmadığı için asla derinlemesine umursanmaz. Sahte bir nezaketle kurulan ilişkiler, ilk rüzgârda yıkılmaya mahkumdur. Tıpkı bu maskeler gibi sosyal medyadaki linç kültürü de günümüzde öz saygıdan uzaklaşmanın en acı verici ve normalleştirilmiş örneğidir. İnsanlar, ekran arkasındaki o sahte güvenli alanda, kendi iç dünyalarındaki yıkımı başkalarına saldırarak onarmaya çalışıyorlar. Kendine saygısı olanın bir başkasının karakterini dijital meydanlarda ayaklar altına alması mümkün değildir. Linç kültürü, aslında ortaklaşa bir öz saygı yitimidir. Sonuç: Maskeleri Yırtmak Saygı, dışarıdan içeriye doğru geldiğinde yani sadece dış dünyanın baskısıyla uygulandığında bir maskeye dönüşür ve insanı tutsak eder. Oysa içeriden dışarıya akan saygı; toplumun üzerine geçirilmiş o sahte nezaket maskelerini yırtar. Kendi değerini bilen, sınırlarına sahip çıkan ve kendine dürüst bireyler yetiştiğinde toplum bugünkünden tonlarca kat daha nazik ve anlayışlı bir yapıya kavuşacaktır. Gerçek nezaket, "öz saygı”nın “meyvesidir". Dünyayı değiştirmek istiyorsak başkalarının bize saygı duymasını beklemekten vazgeçip kendi içimizdeki o saygın karakteri her gün yeniden inşa etmeliyiz.
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...
LAVENDER imzasında diyor ki;

Görünmeyeni görenlere...

LAVENDER'ın Profili LAVENDER'ın Tüm Yazıları

Bu Yazının Yorumları

Son Eklenenler
Son Yorumlar

Cafer Muhammed KARAMAN- 18 saat önce

Çok güzel bir yazı olmuş. Son Mesaj

Neslihan- 1 gün önce

Çok içten bir yazı, yüreğinize sağlık. 👋🦋🌸 Son Mesaj

Murat karaduman- 1 ay önce

Teşekkürler düşünce sisteminiz farklı bakış açıları... İyi İnsanlar Neden Acı Çeker?
Daha Fazlasını Gör