Okuryazar / Yazılar / SarHoş (SARSINTI) yazısını görüntülemektesiniz.

Bu bölümde yer alan yazılar Okuryazar üyelerinin; profillerinde, çeşitli kategorilerde yazdıkları bireysel yazıları, deneme, şiir, öykü, makale, bilimsel araştırma vb. tarzda yazdıkları yazılar ile oluşturulmaktadır.

  • Yazar: Melih Can ÖZEN
  • Kategori: Edebiyat
  • Bu yazı Okuryazar’a 6 saat önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
  • Gösterim: 29
0 kişi bu yazıyı beğendi
Beğen

SarHoş (SARSINTI)

SARSINTI MELİH CAN ÖZEN İzmir’e, Alsancak’a, Kordon’a, La Puerta ‘ya, Büfeci Mustafa’ya ve Kül Kedisine… Hikâyeyi baştan yaz bana doktor, içinde hata yapanların daha mutlu olduğu… - Birbirlerini çok seven iki delinin hikâyesidir bu. Sonunda hep birisinin eksik kalacağı. Bir erkek severken çocuktur, hiçbir şey kaybetmemişken çocuktur; bir şeyler kaybetmeye başlamışsa o zaman adam olmaya başlar örneğin o çok sevdiği külkedisi tarafından İzmir’in herhangi bir pastanesinde bir ayağı kırık bir sandalye üzerinde terk edildiğinde veya ayrılmak zorunda kaldığında her ne kadar çok sevse bile. İnsan hata yapabilen bir varlıktı ve maalesef bir kalpte tek yanlış tüm doğruları yok ederdi. Ve sonra çirkinlikler takip ederdi birbirini. Mesela ben belki de umudu bile öldürdüm hem de kendi ellerimle. Ben Sezgin, okuduğunuz bu hikâyenin şapşal karakteriyim. Zamanın birisinde en önyargılı olduğum şehirde yaşamaya başladım. Yani İzmir’de. Hayatım hep megaloman bir adamın adımları ile geçti. Kendimi sevilmemeye ve hep kaybetmeye mahkumum zannederdim. Ta ki onunla tanışana ve kaynaşana kadar. O kim mi? O bu hikâyenin kül kedisi. - Hangisi Sezgin’im? - İşte şurada camın arkasında oturan, hani konuşurken alt dudağını sola doğru kıvıran var ya. - Anladım Sezgin’im. Eee sonra. - Bir gün bir tiyatro oyununa gittik birlikte abi “yalancının resmi”. Ki hâlâ tek geçerim bu tiyatro oyununu. Diyordu ki ana karakterlerden erkek olanı “yalan, gerçeğin süslenmiş hâlidir.” Bizimkisi de öyle bir şeydi işte abi ama yalancı olanı bendim bu hikâyenin. Aradan bir süre daha geçti abi, sonra biz bir tiyatro oyununa daha gittik “nihayet makamı” ben o gün duygularımı açtım ona. Aslında sert bir tepki beklerken kül kedisinden onun da bana karşı duyguları olduğunu fark ettim. Sonra dünyanın en mutlu adamı oldum abi. Bir enkazdan hafif yaralı çıkmıştım ve en iyi bilen oydu. Çok güzel anılar biriktirmeye başladık sonra. Bana adını ezbere bildiğim ilçelerin isimlerini unutturacak hatıralar. İllaki başka birilerine karşı da sevgi hissettim ama ben ilk defa âşık oldum abi, içimdeki çocuğa kadar âşık oldum ben kül kedisine. Çok güzel sarhoşluklar yaşadım onunla, çok güzel kayboluşlar. Büyüdüğümü hissetmeye başladım sonra. O kadar güzeldi ki Mustafa abi. Mesela bir “naber” derdi, bütün dertlerimi köşe başlarına dağıta dağıta yürürdüm abi. Sonra bir Perşembe günü onun iş yerinde çiçeklerin saksılarını değiştirirken kendimi ilk defa o kadar yetişkin hissettim. Zaman aktı geçti, köpüren biralar gibi. Dedi ki içimdeki çocuk “yolun açık, hata yapmak serbest, dilediğin her şeyi yaşayabilirsin, çünkü seni bırakmayacak.” Bir gün içmişiz ikimiz de çakırkeyifiz abi. Tramvaylar şahittir ilk defa bu kadar net hissettim hayatı, aşkı, sevmeyi, sevilmeyi. Ben o akşam bilmem kaçıncı kez kimlik beyanında bulunuyorum onun dudaklarına ve hiçbirisi reddedilmemiş. Ama bir yandan da korkuyorum. - Neden ki Sezgin’im, bak ne kadar güzel bir akşam geçirmişiniz? - Orası öyle ama insan korkuyor işte en kutsalını incitmekten, kırmaktan. - Peki kaybetmekten? - İnan Allah’a o akşam onu kaybetmekten hiç korkmadım. O kadar emindim ki onu kaybetmeyeceğimden işte ilk hatam bu oldu. Özgüven tedbirin düşmanıdır derler ya hani abi, öyle bir şey işte. Çok sevdim abi, o kadar çok sevdim ki onu, yak dese dünyayı ve sırtla şu sıra dağları gözüme gelmezdi abi. Sonra her şey ters gitmeye başladı abi. Hatalarım arttı, dozuyla birlikte. Hatta yalan bile söyledim bir keresinde. O gün yaşadığı semte gittiğimde kendimde değildim dedim, hiç o kadar kendimde değildim. Ben ona her ne düşünüyorsan gel birlikte düşünelim demeye gitmiştim ama gerçekten kendimi ifade edebilecek gücümün olmadığı bir dönemdeydim. Ama içim rahattı yine de çünkü yaralarımı biliyordu ve aynı yerden vurmaz diye düşünmüştüm. Bazı şeyleri gerçekten ilk defa onunla yaşadım ben. Ama haklıydı ben o toylukla çok fazla hatalar yaptım. Sonra her ne olduysa oldu ve ben çok büyük bir hata yaptım. - Ne yaptın ki? - Ben, onun söylemesi gereken bir şeyi kendim söyledim anneme ama vallahi aşırı stresliydim. Benim diyen kaldıramaz o stresi. Biliyorsun bizim iş yerinin açılması için hazırlıklar yapıyoruz ya, kendi öz babam iş yerinin açılmamış olmasının suçunu olduğu gibi bana yıktı. Dediler ki iş yerinde kulaklarının duymamasından herkes şikayetçi. Seni baban bile sevmiyor… Ağır geldi abi, çok ağır geldi. İnsan ilgi beklemiyor değil tabii ki. Ama ben diyordum ki kendime birkaç gün sonra buluşurum kül kedimle, bırakırım dertlerimi köşelere. Öyle olmadı abi. Daha önce hiç gitmediğim bir pastane de ayağı kırık bir sandalye üzerinde terk edildim ben. - Peşinden gitseydin keşke? - Gidemedim abi. Gücüm yetmedi çünkü o çok güçlüydü. Çok istedim gitmeyi ona sarılmayı ama olmadı. Sanki birisi doldurmuş gibiydi onu. Veya çıkamamış gibi bazı düşüncelerden. Bir şey olmuştu ona ve mutlu değilim diyordu. Ben bana bakarken parlayan gözlerde o ışığı göremedim o gün, bana seni seviyorum diyen dudaklardan sana güvenmiyorum cümlesini işittim. Benim hayatımdaki adam sen olamazsın diyordu kül kedisi. Mustafa abi hani şarkıda diyor ya; bir yanım korktu bir yanım aşık, bir yanım yandı en güzelinden… tam da böyleydi. Haklıydı kül kedisi ben hiç olmaması gerek şeyler yapmıştım. Belki yalan söylemesem düzelecekti her şey. O kadar çok ağladım ki abi, geceleri bir saat zor uyuyabiliyorum hâlâ. - Hâlâ seviyor musun onu? - Çok, abi çok seviyorum onu. Ama beni anlamak istememiş olmasını hiç anlamıyorum. İzin verse vallahi de billahi de her şeyi düzeltecek gücüm de var umudum da. - O zaman yapılacak şey belli Sezgin’im. - Nedir abi? - Kül kedisinin peşini bırakacaksın, aramayacaksın onu insanlarda, sokaklarda. Biraz zaman geçecek, ben inanıyorum ki o sakinleşecek ve sana mesaj yazacak hatta arayacak bile. - İnşallah abi. Ben beklerim abi. İçi boş gibi bu cümle ama gerçekten beklerim. Düzeltirim abi. Bak çok daha güçlüyüm ama çok daha onsuzum…
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...

Bu Yazının Yorumları

Son Eklenenler
Son Yorumlar

Murat karaduman- 1 ay önce

Teşekkürler düşünce sisteminiz farklı bakış açıları... İyi İnsanlar Neden Acı Çeker?

Derya Varcin- 1 ay önce

Emeğinize sağlık mükemmel bir deneme yazısı olmuş.D... Sınıfın Sessizliği

HissizKız- 1 ay önce

Kalemine sağlık. bayıldım! İyi İnsanlar Neden Acı Çeker?
Daha Fazlasını Gör