Okuryazar / Yazılar / Kel Ali'nin Bağı yazısını görüntülemektesiniz.

Bu bölümde yer alan yazılar Okuryazar üyelerinin; profillerinde, çeşitli kategorilerde yazdıkları bireysel yazıları, deneme, şiir, öykü, makale, bilimsel araştırma vb. tarzda yazdıkları yazılar ile oluşturulmaktadır.

0 kişi bu yazıyı beğendi
Beğen
Kel Ali'nin Bağı

Kel Ali'nin Bağı

KEL ALİ'NİN BAĞI Karmaşık, içinden çıkılmaz, her şeyin birbirine girdiği durumlar için söylerler: “Ortalık Kel Ali’nin bağına dönmüş!” Hikâyesi mi?… Köylerde adamın adı değil, lakabı yürür. Köyün birinde yaşayan ve köyde bulunan diğer Ali'lerden ayırt edici olan saçsız özelliğinden dolayı, kendisini tanıyanlar onu Kel Ali diye bilirlermiş. Bu lakap ona hiç dokunmazmış; sanki “Kel” kısmı unvanı, “Ali” kısmı adıymış gibi gelirmiş. Köylü de zaten sevgiyle, alışkanlıkla söyler dururmuş. Kel Ali iyi kalpli, yüreği geniş bir adammış. Kimseyi kırmaz, kimsenin ricasını geri çevirmezmiş. Köyde iş çok, elbirliği şarttır ya… Her akşam bir komşu kapıya dayanır: "Ali kardeş, yarın bizim bahçeye bir el atabilir misin? Domatesler çapalanacak, beni kırmazsan çok sevinirim." Ya da bir çocuk koşa koşa gelir, nefes nefese: "Kel Ali Amca! Babam selam söyledi, 'Zahmet olmazsa yarın harmanda yardım eder mi?' diye soruyor." Kel Ali gülümser, başını sallar: "Ne zahmeti evladım, ne demek! Tabii gelirim, söyle babana erkenden oradayım." Ertesi sabah gün doğmadan kalkar, eline gerekli tarım aletlerini alır, komşunun yolunu tutarmış. Günleri böyle geçermiş. Kimin işi varsa, hep orada! Bir gün Ahmet Amca’nın çatısı akıtır ona koşar, öbür gün Fatma Teyze’nin erik ağaçlarını budar. Hafta sonu yaklaşır, köyde düğün vardır; Kel Ali sofraları kurar, çadırları diker, gece yarılarına kadar koşturur. Bir keresinde Hasan Dayı’nın ineği buzağılayacak diye sabaha kadar ahırda beklemiş. Bir başka sefer Ayşe ninenin kuyusunu çamurlar içerisinde kalarak temizlemiş. Her akşam eve dönerken de kendi bahçesine şöyle bir göz atarmış. Otlar biraz uzamış, fideler susamış gibi dururmuş ama içinden geçirirmiş: "Yarın uğrarım, kendi işim bekler nasıl olsa." Fakat ertesi akşam yine kapı çalınır, yine bir rica gelir, Kel Ali yine “Tabii!” der ertesi sabah koşarmış. Yaptığı iş karşılığı da; Ne kendisi bir karşılık beklermiş, ne de komşuları böyle bir teklifte bulunurlarmış. Komşularına yardımcı olmak Kel Ali'yi mutlu etmeye yetiyor! Haftalar haftaları, aylar ayları kovalar. Bahar geçmiş, yaz ortalanmış. Köylülerin bu isteklerine sürekli olumlu cevap veren Kel Ali, günlerce kendi tarlasına ve bağına-bahçesine gidip işlerini yapmaya fırsat bulamamış. Hiç uğrayamamış! Komşuların işleri birer birer biterken, onun kendi bahçesi kendi hâline bırakılmış. Sonunda bir gün, bütün komşuların “Sağ ol Kel Ali, Allah razı olsun”ları bitmiş. Kel Ali içinden, "Oh be, nihayet sıra bana geldi," diye düşünmüş. Sabah erkenden kalkmış, eline tırpanı almış, kendi bahçesine doğru yürümüş. Kapıdan içeri bir adım atmış… Aboooov! (Bazı bölgelerde o “Aboov” en büyük şaşkınlık, en derin üzüntü demektir; ikisi birden yüreğe çöker ya, işte öyle bir ses.) Bahçeye bakmış ki ne görsün: Ortalık tam bir felaket! Yabani otlar diz boyunu geçmiş, dikenler, ısırganlar, türlü türlü zararlı bitki her yanı kaplamış. Domates fideleri susuzluktan kurumuş, biberler sararmış, asma dalları yere değmiş. Elma ağaçlarının yaprakları dökülmüş, armutlar yere düşüp çürümüş. Her şey birbirine karışmış, yollar kapanmış, çitler yıkılmış. Bütün köy bir araya gelse, o bahçeyi kurtarmak çok zor… belki de imkânsız! Kel Ali tırpanı elinden düşürmüş, bir taşın üstüne çöküvermiş. Uzun uzun bakmış bahçesine. İçinden geçirmiş: "iyi niyetim bana pahalıya patladı galiba… Ama yine de kimseye kırgın değilim." O sırada bahçenin önünden geçen komşular da görmüş hâlini. Kimi “Vah vah, yazık olmuş Ali kardeş,” demiş. Kimi içinden 'E kendi suçu, hayır deseydi arada,' diye geçirmiş ama ses çıkarmamış. Bazıları da utanıp başını önüne eğmiş: “Biz çok mu yüklendik acaba buna?” O günden sonra köyde her karışık, düzeltilemez iş çıktığında, her tartışma içinden çıkılmaz hâle geldiğinde söylenir olmuş: "Ortalık Kel Ali’nin bağına dönmüş be!" Ötekiler gülümser, başlarını sallar, “Doğru vallahi,” derlermiş. Hikâye böyle… Gülüyoruz da, biraz da düşünmek lazım : Yardım güzel şey, ama insan kendi kapısının önünü de temizlemeyi unutmamalı. Çünkü herkes gördü ki, ilgisiz bırakılan her şey — ister bahçe olsun, ister hayat — bir süre sonra kendini kaybediyor. Yalnız burada hikayeyi bitirip, Kel Ali'yi dertleriyle bir başına bırakmak içimden gelmedi. Geç de olsa Kel Ali işin bir ucundan başlamış. "Her gün birazcık da olsa, böyle böyle bu bahçeyi düzeltirim" diyerek kan ter içinde kalarak çalışıyormuş. Bunu gören, elinden iş gelen komşular, kimse çağırmadan gelmiş. Kimisi ot yolmuş, kimisi su taşımış, kimisi çitleri onarmış. Tez zamanda bahçe yeniden canlanmaya başlamış. Söz, dillerde kalıcı olarak durmuş ama Kel Ali'nin bağı el birliği ile kurtulmuş. Kel Ali bu durumdan çok memnun kalmış: hem dersini, hem de yaptığı iyiliklerinin karşılığını almış olmaktan çok mutlu olmuş. https://x.com/hseynalayan1
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...

Bu Yazının Yorumları

Son Eklenenler
Son Yorumlar

Neslihan- 2 gün önce

Çok güzel bir yazı. Elinize, emeğinize sağlık. Nesin Vakfı Edebiyat Yıllıkları...

Cafer Muhammed KARAMAN- 5 gün önce

Emre Bağce- 1 hafta önce

Değerlendirmeniz çok kıymetli Mustafa Bey. Toplumun... Her Şey Proje Olmak Zorunda mı,...
Daha Fazlasını Gör