- Yazar: Akın Atasayan
- Kategori: Toplum
- Bu yazı Okuryazar’a 4 saat önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
- Gösterim: 6
Hissetmek İçin Dokunmak Lazım.
Bir ağacı sevmek için ona dokunmak, kışın kovuğunda soğuktan korunmak, yazın dalında salıncak kurmak lazımdır. Dalından meyve yemek, çocukluğunuzda çatalından sapan yapmak veya etrafında koşturmak lazımdır. Dijital ve piksel çözünürlükle ne ağaç sevilebilir ne bir yavru hayvan ne de yetim bir yürek...
2010 yılı...Kars'ın soğuk hem de çok soğuk bir kış günü...Sokaklar buz tutmuş,ardından üstüne kar yağmış yağan kar yine buz tutmuş üstüne yine kar ve tekrarlayan paradoks...Zihnimde kalan, kar ve buz...
Pencereden bakarken cam kenarına kızımın koyduğu bulgur tanelerinim etrafında çırpınan güvercinleri izliyordum ve telefonum çaldı, iş arkadaşım ve aynı zamanda üst komşum olan Ahmet Abi arıyordu.Daha önce sözleştiğimiz üzere yeni doğan kızına bir kurban kesmek üzere yola çıktık. Kars'ın hemen dışında bulunan hayvan pazarına gittik ve bir koç satın aldık.
Niyetimiz aldığımız kurbanı bir hayır kurumuna bağışlayarak kesilmesini sağlamak ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılarak bir dini vecibeyi yerine getirmek idi...
Nasıl oldu ?Fikir kimden çıktı ? Hatırlamıyorum ama kestiğimiz hayvanın etlerini bizatihi kendimiz ihtiyaç sahiplerine verme kararı aldık.
Kars merkeze yakın hatta şehrin orta noktasından dahi yürüme mesafesinde olan gecekondu mahallelerine doğru ilerledik.
Küçük ve şirin bir mahalle arası camiin içine girdik, hemen yanında bulunan imam lojmanının ziline bastık, Çünkü mahalle içinde kim zengin kim fakir, kim ihtiyaç sahibi kim değil, imamlar Anadolu'da bunları iyi bilirdi.
İmamın bize işaret ettiği evin kapısından içeri girdik, tek katlı boyaları dökülmüş küçük bir taş avlusu olan köhne sayılabilecek bir gecekonduydu bu küçük ev...
Kapı aralandı ve aralık kapının ardında korku dolu sadece bir göz belirdi, orta yaşlarda ki evin hanımı açmıştı kapıyı...
Arkasından 4 küçük çocuk boy boy...İmamdan kocasının bir miras ve alacak-verecek kavgası nedeniyle cezaevinde olduğunu ve ailenin son derece mağdur olduğunu öğrenmiştik.
Anadolunun hemen hemen her yerinde kocası evde olmayan bir kadının gösterebileceği korku ve endişe belirginleşmişti gözlerinde...
Çocuklar ise evrende ki bütün çocuklar gibi masum ve küçücük dünyalarının günahsız merakları ile bakıyorlardı.Gözlerim çocukların ayaklarına takılmıştı Kars'ın kemikleri donduran bu soğukta küçük yavruların ayakkabıları yer yer delik ve kışa uygun değildi.
Evin hanımına getirdiğimiz etlerin bir kısmını takdim ederek ve duacı olmasını söyleyerek evden ayrıldık. Çevrede bulunan birkaç eve de kalan etleri dağıttık..
Ahmet Abi ile birlikte şehir merkezinde bulunan ve sıklıkla gittiğimiz çay bahçesine gittik.Buraya zaman zaman gelir bir demlik çay söyler, siyasetten, memleketten, mesleki sıkıntılardan konuşur, uzun uzun sohbet ederdik...
Ama o gün herşey altüst olmuştu...Gördüğümüz manzara ve çocuklar gözümün önünden bir türlü gitmiyordu.Ne ben Ahmet Abi'ye birşey söylüyordum ne de o bana...Bırakın konuşmayı birbirimizin gözlerine bile bakamıyorduk.İçim bir doluyor bir boşalıyordu...Yani utanmasam koca adam hüngür hüngür ağlayacaktım. Şimdiye kadar okuduğum kitaplarda, izlediğim filmlerde, anlatılan hikayelerde ben o çocuğa çok defa rastlamıştım...Ama hiçbir zaman yüreğine dokunmamıştım...Ellerim hiçbir zaman buz tutmamıştı...Bütün çocukları kendi çocuğumun yüreği ve elleri gibi sıcak sanıyordum ilk defa yüzleştim buz tutmuş minik bir yürekle küçük bir eli tutarak...Aslında yüreğimi bir cam kırıkları gibi tuzbuz eden gördüğüm manzarada ki fakirlik ve biçare durum değil, bu çaresizliğe şimdiye kadar neden bu kadar yakın olamayışımdı. Hayatı, kendi ailem ve yakın çevremden ibaret zannedişime yumruklar indiriyordu gözlerimin önüne gelen masum bir yüz.
Çay bahçesine otururken suskun 1 saatin sonunda Ahmet Abi bana şunu söyledi; ''Evde bizi bekleyen çocuklar bizim, ya bu çocuklar...! Bu çocuklar kimin kardeşim...!
34 yaşına kadar uzaktan izlediğim, tv de gördüğüm kitaplarda okuduğum bu çocuklara acıyordum evet...Dokununca ise kanamaya başlamıştım.
Necip Fazıl, ''Ağlayabilseydiniz, anlayabiliridiniz ''diyordu ya...Bazen anlamak için damdan düşmek lazımmış ben de tam da bunu anlamaya başlamıştım dokunarak...
Bu büyük hayat dersi sonrası, kendi çocuklarıma her sarıldığımda, o çaresiz çocukların kokusunu duyuyorum artık...
Yazının başında anlatmaya çalıştığım gibi birşeyi sevmek için dokunmak, koklamak, hissetmek ve sahiplenmek için şahit olmak lazım...
Selam ve Saygılarımla...
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
...
Bu Yazının Yorumları
Son Eklenenler
Son Yorumlar
Neslihan- 6 gün önce
"Kendime bir hayat kurmuştum. Sonra o hayatın içine... Hayat Ağacı Kütüphanesi
Murat karaduman- 1 hafta önce
Okuyan ve beğenen arkadaşlara teşekkür ederim. Eleş... Hayat Ağacı Kütüphanesi
Derya Varcin- 3 hafta önce
Teşekkür ederim mutluluk hepimiz için olsun tüm güz... Gel Benimle