Overlok çekerim kayıp ruhlara, Nakış işlerim yaralı kalplere. Sensizliği işlerim bedenime, Sen üzülme diye. Sonra giderim başka Kayıp ruhlara, Yaralı kalplere, Beni görüp de üzülme diye.
Gecenin karanlığı düşmüş, Gün aymaz olmuş. Uyuyamaz, uyanamaz olmuşuz. Soğuk duvarların küf kokusu Sarmış benliğimizi. Isınmaz derinlerimiz. Nefesimiz kesilmiş Bitmeyen, bitirilemeyen gecelerde Ve ışığı unutulmuş gündüzlerde
Kelimeler tükendi, sayfalar bitti. Romanlar yazılamadı, şiirler bitirilemedi. İnsanlar yitirildi, hayvanların nesli tükendi. Kuraklık, susuzluk baş gösterdi. Bir sen bende bitemedin, bir seni kapatamadım, bir seni koparamadım kendimden. Halim de yok esasında; Benmi ölsem acaba.
Bir şiir yazsam sana İçinde üç nokta ve bir nokta olsa. Sen virgüller koysan bize, Perçinlesen bizi ünlemlerle. Kütüphanelerde kadim eser, İbadethanelerde emir, Okullarda ders olsak. Bir annenin çocuğuna nasihati, Bir babanın çocuğuna öğüdü olsak. Sevmeyi bizden öğrense insanlar Ama en en biz olsak.
2. Dünya Savaşı’ndan kalma bir Fransız şarkısı, Belki de bir Ege türküsü… Ne fark eder seni bana, beni sana anlatmaya? Kalplerimiz çarpmaz, Ellerimiz tutmaz olmuş artık. Sonu gelmiş, yaşanmamış, hatta yarım kalmış Gökten düşen elmamızın.
Yolunu kaybetmişti, İnsan denizinin içinde. Balık kılçığı gibiydi; Duygularından sıyrılmış, Geriye yalnızca Ruhunun kuru bir iskeleti kalmıştı. Tatsız, tuzsuz… Mavinin, yosun tutmuş yeşiline çalan