- Yazar: Okuryazar Editöryal
- Kategori: Dünya, Ekonomi, Kitap
- Etiketler: Kitap özeti - İncelemesi, Avrupa Merkezcilik, Samir Amin Kitapları
- Bu yazı Okuryazar’a 2 saat önce eklendi ve şu anda 0 Yorum bulunmaktadır.
- Gösterim: 8
Avrupa-Merkezcilik - Bir İdeolojinin Eleştirisi (Samir Amin): Kitap Özeti
Samir Amin, Avrupa-Merkezcilik – Bir İdeolojinin Eleştirisi adlı çalışmasında, Avrupa tarihine özgü deneyimlerin neden genel ölçü kabul edildiği sorusu üzerinde durur. Avrupa'nın siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişimi çoğu zaman insanlık için geçerli tek yol gibi sunulur. Bu kabul, Avrupa dışındaki toplumların geçmişini ve bugününü değerlendirme biçimini doğrudan etkiler.
Avrupa merkezli bakış, yalnızca geçmişe yönelik bir yorum değildir. Günümüzdeki dünya düzeni, kalkınma anlayışları ve siyasal tartışmalar da bu bakıştan beslenir. Avrupa'nın yükselişi doğal bir süreç gibi görünürken, diğer toplumların konumu çoğu zaman açıklanmaya muhtaç bir durum olarak ele alınır.
Kitap, bu değerlendirme biçiminin hangi varsayımlara dayandığını ve hangi unsurları geri planda bıraktığını açık biçimde ortaya koyar.
Avrupa-Merkezcilik Kitabının Konusu ve Kısa Özeti (Samir Amin)
Eser, Avrupa'nın tarihsel yükselişini tek başına iç gelişmelerle açıklayan yorumlara karşı çıkar. Avrupa'nın merkezde yer aldığı dünya düzeni, eşitsiz ilişkiler içinde kurulmuştur. Bu ilişkiler göz ardı edildiğinde, Avrupa dışındaki toplumların tarihleri ikincil konuma itilmiş olur.
Samir Amin, bu durumu kültürel bir üstünlük iddiası olarak ele almaz. Asıl sorun, Avrupa deneyiminin evrensel ölçü hâline getirilmesidir. Farklı toplumların geçmişleri, kendi koşulları içinde değil; Avrupa'nın geçmişiyle karşılaştırılarak değerlendirilir.
Kitap boyunca Avrupa merkezli tarih yazımının, küresel eşitsizlikleri doğal gösteren bir işlev gördüğü vurgulanır. Avrupa'nın bugünkü konumu açıklanırken, sömürgecilik, güç ilişkileri ve kaynak aktarımı çoğu zaman ikinci planda kalır.
Derinlemesine Analiz
Avrupa-merkezcilik, tek bir döneme ya da tek bir alana ait değildir. Tarih, ekonomi ve siyaset alanlarında yerleşmiş kabullerin toplamı olarak ortaya çıkar. Avrupa'nın geçmişi merkezde tutulur; diğer toplumların deneyimleri bu merkeze göre değerlendirilir.
Bu kabul, Avrupa dışındaki toplumların kendi tarihleriyle anlaşılmasını zorlaştırır. Farklı gelişim yolları, çeşitlilik olarak değil, eksiklik olarak algılanır.
Avrupa-Merkezcilik ve Ölçü Sorunu
Avrupa tarihine özgü dönüşümler genel geçer kabul edildiğinde, feodalizmden kapitalizme geçiş ve modern devletin ortaya çıkışı evrensel aşamalar gibi sunulur. Avrupa dışındaki toplumlar, bu aşamaları tamamlayamamış ya da geç kalmış örnekler olarak görülür.
Bu yaklaşımda tarihsel farklar açıklanmaz; farklar sıralanır. Avrupa'nın yaşadığı süreç, tek ölçü hâline gelir ve diğer toplumların geçmişleri bu ölçüye göre değerlendirilir.
Samir Amin'e göre sorun, Avrupa tarihinin incelenmesi değildir. Sorun, bu tarihin başka toplumları açıklamak için tek başına yeterli kabul edilmesidir. Bu kabul, farklı üretim biçimlerini ve siyasal yapıları kendi koşulları içinde değerlendirmeyi zorlaştırır.
Haraççı Toplumlar ve Merkez–Çevre Ayrımı
Avrupa-merkezciliğin tarihsel dayanaklarından biri, Avrupa dışındaki toplumların tek tip ve durağan yapılar olarak tanımlanmasıdır. Bu tanımlama, söz konusu toplumların kendi iç farklılıklarını ve dönüşüm kapasitelerini göz ardı eder. Samir Amin, bu yaklaşımı haraççı toplum kavramı üzerinden tartışır.
Haraççı toplumlar, üreticilerin ortaya koyduğu artı ürünün siyasal ya da dinsel bir otorite tarafından denetlendiği yapılardır. Bu tür yapılar sadece Avrupa'ya özgü değildir. Asya, Afrika ve Orta Doğu'da uzun süre varlık göstermiştir. Bu nedenle Avrupa'nın feodal geçmişi, insanlık tarihindeki tek örnek olarak ele alınamaz.
Bu toplumlar arasında belirleyici bir ayrım bulunur. Bazıları siyasal bütünlüğü daha güçlü, kaynakları daha merkezî biçimde toplayan yapılara sahiptir. Bazıları ise daha parçalı, dış müdahalelere açık ve kırılgan özellikler taşır. Amin, bu farkı merkez ve çevre ayrımıyla açıklar.
Avrupa'nın tarihsel süreci bu ayrım içinde değerlendirilir. Avrupa, kapitalizme geçiş sürecinde merkezleşmiş bir konum kazanmıştır. Bu durum, Avrupa'nın doğuştan sahip olduğu bir üstünlükle açıklanmaz. Sömürgecilik, ticaret yolları üzerindeki hâkimiyet ve güç ilişkileri bu merkezleşmenin temel unsurlarıdır.
Avrupa-merkezci yaklaşım, bu süreci tersinden okur. Avrupa'nın yükselişini içsel bir başarı olarak sunarken, çevresel konumda kalan toplumların tarihsel koşullarını ikincil hâle getirir. Böylece eşitsizlik, açıklanması gereken bir sonuç olmaktan çıkar; doğal bir durum gibi algılanır.
Avrupa-Merkezci Tarih Yazımı ve "Gecikmişlik" Düşüncesi
Avrupa-merkezci tarih yazımı, Avrupa dışındaki toplumları çoğu zaman "gecikmiş" olarak tanımlar. Bu tanım, tarafsız bir saptama gibi görünse de Avrupa'nın yaşadığı tarihsel süreci genel ölçü kabul eden bir kabule dayanır. Böylece Avrupa'nın geçmişi, diğer toplumların değerlendirilmesinde temel referans hâline gelir.
Bu bakış altında Avrupa'da ortaya çıkan siyasal ve ekonomik dönüşümler, herkes için geçerli aşamalar gibi ele alınır. Bu aşamalara uymayan toplumlar, farklı koşullara sahip örnekler olarak değil; geride kalmış yapılar olarak sınıflandırılır. Tarihsel çeşitlilik, açıklanması gereken bir gerçeklik olmaktan çıkar.
Bu yaklaşım, farklı üretim biçimlerinin ve toplumsal düzenlerin aynı dönemde var olabileceği gerçeğini göz ardı eder. Bir toplumun kapitalistleşmemiş olması, tarihsel kapasite eksikliği anlamına gelmez. Farklı coğrafyalar, farklı yollar izlemiştir ve bu durum olağandır.
"Gecikmişlik" düşüncesi, bu farkları hiyerarşi içinde sıralar. Avrupa'nın geçmişi üst konuma yerleşirken, diğer toplumların deneyimleri alt basamaklara itilir. Bu sıralama, küresel eşitsizlikleri açıklamak yerine onları doğal bir sonuç gibi gösterir.
Kapitalizm, Eşitsiz Gelişme ve Merkezleşme Süreci
Kapitalizm, ortaya çıktığı andan itibaren geniş bir coğrafyaya yayılan bir üretim ve ilişki düzeni oluşturmuştur. Bu yayılma, her bölgede aynı sonuçları doğurmamıştır. Bazı bölgelerde sanayi, sermaye ve teknoloji birikimi hız kazanırken, bazı bölgelerde bu birikim sınırlı kalmıştır.
Bu farklılık rastlantısal değildir. Kapitalist genişleme, bölgeler arasında kalıcı bir işbölümü yaratmıştır. Merkezde yer alan ülkeler sanayi üretimi ve finansal güç üzerinden konum kazanırken, çevrede kalan toplumlar hammadde, ucuz emek ve pazar işlevi üstlenmiştir. Böylece gelişme, eşit dağılmayan bir özellik hâline gelmiştir.
Avrupa'nın tarihsel merkezleşmesi bu bağlamda anlaşılır. Sanayileşme süreci yalnızca iç koşullarla açıklanamaz. Sömürgecilik, ticaret yolları üzerindeki hâkimiyet ve dış kaynaklara erişim, bu merkezleşmenin temel unsurları arasında yer alır. Bu ilişkiler olmadan Avrupa'nın bugünkü konumuna ulaşması mümkün değildir.
Avrupa-merkezci bakış, bu ilişkileri ikincil bir konuma iter. Avrupa'nın yükselişi, içsel bir ilerleme olarak sunulur. Çevrede kalan toplumların yaşadığı ekonomik ve toplumsal sınırlılıklar ise yetersizlik ya da yanlış tercihlerle açıklanır. Bu açıklama biçimi, eşitsiz gelişmenin nedenlerini geri plana iter.
Merkez ile çevre arasındaki fark, zamanla kapanan bir mesafe değildir. Kapitalist düzen içinde bu fark, yeniden üretilir ve kalıcı hâle gelir. Bu nedenle çevrede yer alan toplumların merkezdeki ülkeleri taklit ederek aynı noktaya ulaşması mümkün olmaz.
Evrensellik, Demokrasi ve Özgürlük Söylemleri
Avrupa merkezli düşüncede evrensellik, belirli bir tarihsel deneyime dayandırılır. Demokrasi, özgürlük ve insan hakları gibi kavramlar, Avrupa'da ortaya çıkan biçimleriyle genel ölçü kabul edilir. Bu kabul, farklı toplumlarda gelişen siyasal düzenleri ikincil konuma iter.
Bu bakış altında demokrasi, belirli kurumlarla özdeşleştirilir. Parlamenter sistemler, hukuk düzeni ve temsil biçimleri tek geçerli örnek gibi değerlendirilir. Bu kurumlara sahip olmayan toplumlar, kendi koşulları içinde ele alınmaz; Avrupa'daki örneklerle karşılaştırılır.
Özgürlük anlayışı da benzer biçimde ele alınır. Piyasa ilişkileriyle birlikte gelişen bireysel özgürlük kavrayışı, genel geçer kabul edilir. Oysa bu kavrayış, merkezde yer alan toplumların tarihsel koşulları içinde biçimlenmiştir. Aynı koşullar, çevrede kalan toplumlar için geçerli değildir.
Bu yaklaşım, eşitsizlikleri geri plana iter. Merkezde yer alan ülkelerdeki hak ve özgürlük alanları, çevredeki toplumların yaşadığı sınırlılıklar ile birlikte düşünülmez. Böylece özgürlük, herkes için ulaşılabilir bir durum olmaktan çıkar; belirli bir konumun sonucu hâline gelir.
Avrupa-Merkezcilik Karşıtı Yaklaşımlar ve Sınırları
Avrupa-merkezciliğe yönelen eleştiriler zamanla farklı yönelimler üretmiştir. Bu yönelimlerin bir bölümü, Avrupa'yı ölçü olmaktan çıkarırken başka sorunlar ortaya çıkarır. En belirgin örnek, her toplumu kendi içine kapatan yaklaşımlardır. Bu bakışta toplumlar arası ilişkiler zayıflar; dünya ölçeğinde kurulan bağlar geri planda kalır.
Bazı eleştiriler ise ters yönden benzer bir sınırlılık taşır. Avrupa'nın tarihsel rolünü bütünüyle reddetmek, küresel düzenin nasıl oluştuğunu kavramayı güçleştirir. Avrupa'nın merkezde yer aldığı dönem, yok sayılarak geçilemez. Asıl mesele, bu merkezin hangi ilişkilerle kurulduğudur.
Bu nedenle eleştirinin yönü belirleyicidir. Avrupa'yı tamamen dışarıda bırakmak yerine, Avrupa'nın dünya içindeki konumunu doğru yere yerleştirmek gerekir. Bu yerleştirme yapılmadığında eleştiri açıklayıcı gücünü yitirir ve yeni bir kapalılığa yol açar.
Bu sınır şurada belirginleşir. Avrupa-merkezcilik karşıtı tutum, dünya ölçeğindeki ilişkileri hesaba katmadığında eşitsizliğin nedenlerini açıklayamaz. Sorun ortadan kalkmaz; sadece biçim değiştirir.
Kavramsal Dizin / Temel Kavramlar Sözlüğü
Avrupa-merkezcilik
Avrupa tarihine özgü toplumsal, siyasal ve ekonomik deneyimlerin genel ölçü kabul edilmesidir. Bu kabul, farklı toplumların geçmişlerinin Avrupa'nın tarihiyle karşılaştırılarak değerlendirilmesine yol açar.
Merkez–Çevre İlişkisi
Dünya ölçeğinde kurulan ekonomik ve siyasal ilişkilerde, bazı bölgelerin karar ve kaynak yoğunlaşması yaşaması; diğer bölgelerin ise bu düzene bağımlı konumda kalması durumudur.
Eşitsiz Gelişme
Toplumların ve bölgelerin aynı tarihsel dönemde farklı hız ve yönlerde dönüşmesidir. Bu durum, kapitalist genişleme sürecinde kalıcı hâle gelebilir.
Haraççı Toplum
Üreticilerin ortaya koyduğu artı ürünün, siyasal ya da dinsel bir otorite tarafından denetlendiği toplumsal düzenlerdir. Bu tür düzenler farklı coğrafyalarda uzun süre varlık göstermiştir.
Kapitalizm (Dünya Ölçeğinde)
Üretim, ticaret ve sermaye ilişkilerinin küresel ölçekte örgütlendiği ekonomik düzendir. Merkezde ve çevrede yer alan bölgelerde farklı sonuçlar üretir.
Kalkınma
Toplumların ekonomik ve toplumsal dönüşümünü belirli ölçütler üzerinden değerlendiren yaklaşımlardır. Bu ölçütler çoğu zaman belirli tarihsel deneyimleri örtük biçimde esas alır.
Evrensellik
Belirli değerlerin, kurumların veya ilkelerin tüm toplumlar için geçerli sayılmasıdır. Bu kabul, değerlerin ortaya çıktığı tarihsel koşulları geri planda bırakabilir.
Demokrasi
Siyasal karar süreçlerine katılımın kurumsal biçimler üzerinden düzenlenmesidir. Farklı toplumlarda farklı uygulamalarla ortaya çıkabilir.
Özgürlük
Bireylerin ve toplulukların hareket alanını belirleyen hak ve olanaklar bütünüdür. Tarihsel ve toplumsal koşullara bağlı olarak değişkenlik gösterir.
Kitabın Günümüz Tartışmalarıyla İlişkisi
Avrupa-merkezci bakış, güncel tartışmalarda da etkisini sürdürür. Küresel eşitsizlikler, kalkınma politikaları ve siyasal reform önerileri çoğu zaman Avrupa'nın tarihsel deneyimlerini örtük ölçü kabul eder. Bu ölçü, farklı toplumların bugünkü koşullarını açıklamak yerine onları karşılaştırma konusu hâline getirir.
Kalkınma alanında kullanılan göstergeler bu duruma örnek oluşturur. Sanayileşme düzeyi, piyasa ilişkileri ve siyasal kurumlar belirli bir tarihsel yolun sonuçlarıdır. Bu sonuçlar genel ölçüt gibi kullanıldığında, toplumların kendi öncelikleri geri planda kalır.
Siyasal alanda da benzer bir durum görülür. Demokrasi ve haklar konusu, çoğu zaman belirli kurumlarla tanımlanır. Bu kurumlara sahip olmayan düzenler eksik kabul edilir. Oysa siyasal katılım ve temsil, farklı toplumlarda farklı biçimler alabilir. Bu çeşitlilik dikkate alınmadığında tartışmalar daralır.
Bu yaklaşım, merkezde yer alan ülkeler ile çevrede kalan toplumlar arasındaki ilişkileri, karşılaştırma yoluyla değil; kurulan bağlar üzerinden düşünmeyi mümkün kılar. Eşitsizlikler, tekil başarılara ya da başarısızlıklara indirgenmeden, dünya ölçeğinde kurulan ilişkilerle birlikte ele alınır.
Kitap Kime Hitap Eder? Kimler İçin Uygun / Uygun Değildir?
Bu eser, küresel eşitsizlikler, kalkınma sorunları ve merkez–çevre ilişkileri üzerine düşünen okurlara hitap eder. Avrupa merkezli tarih ve toplum anlayışını sorgulamak isteyenler için güçlü bir başvuru kaynağıdır. İktisat, sosyoloji, siyaset bilimi ve tarih alanlarına ilgi duyan okurlar, kitapta ele alınan kavramlardan doğrudan yararlanabilir.
Avrupa'nın tarihsel konumunu tek ölçü kabul etmeyen, farklı toplumsal yolların varlığını dikkate alan okurlar için eser açıklayıcı bir okuma sunar. Kalkınma politikaları, modernleşme tartışmaları ve küresel düzen üzerine çalışanlar, kitapta yer alan değerlendirmeleri kendi alanlarıyla ilişkilendirebilir.
Buna karşılık, kısa ve yüzeysel özetlerle yetinmek isteyen okurlar için kitap zorlayıcı olabilir. Kavramsal tartışmalara mesafeli duran ya da Avrupa modernliğini tartışmasız bir ölçü olarak benimseyen okurlar, eserde aradıkları yaklaşımı bulamayabilir.
Temel Bilgiler
Kitap adı: Avrupa-Merkezcilik – Bir İdeolojinin Eleştirisi
Yazar: Samir Amin
Özgün ad: L'eurocentrisme – Critique d'une idéologie
İlk yayımlanma yılı: 1988
Tür: Sosyal bilimler / İktisat – siyaset – tarih
Ana temalar: Avrupa-merkezcilik, merkez–çevre ilişkileri, eşitsiz gelişme, kapitalizm, kalkınma
Kapsam: Avrupa merkezli tarih ve toplum anlayışının eleştirisi
Avrupa-Merkezcilik İçindekiler
İçindekiler
Giriş
Birinci Bölüm
Merkezi ve Çevresel Haraççı Kültürler
Avrupa-Merkezciliği Eleştiren Bir Kültür Kuramına Doğru
I. Avrupa ve Ortadoğu’da Haraççı İdeolojinin Oluşması
II. Kapitalizm Öncesinde Dünyanın Diğer Kültürel Alanlarında Haraççı Kültür
İkinci Bölüm
Kapitalizmin Kültürü
Avrupa-Merkezciliğin Güdük Evrenselciliği ve Kültürcü İçe Kapanma
I. Metafiziğin Aşılması ve Dinin Yeniden Yorumlanması
II. Avrupa-Merkezli Kültürcülüğün Oluşumu
III. Var Olan Kapitalizmin Meydan Okuması Karşısında Marksizm
IV. Kültürcü Kaçış: Bölgecilik ve Köktencilik
V. Gerçekten Evrensel Bir Kültür İçin Temel Kavramlar
Üçüncü Bölüm
Avrupa-Merkezli Olmayan Bir Tarih Görüşü İçin
Avrupa-Merkezli Olmayan Bir Toplum Kuramı İçin
I. Gelişmiş Kapitalizm Öncesi Toplumun Evrensel Biçimi Olarak Haraççı Üretim Tarzı
II. Avrupa Feodalizmi, Çevresel Haraççı Tarz
III. Merkantilizm ve Kapitalizme Geçiş: Eşitsiz Gelişme, Benzersiz Avrupa Mucizesinin Anahtarı
IV. Avrupa-Merkezcilik ve Kölecilik Tartışması
V. Avrupa-Merkezcilik ve Ulus Kuramı
Dördüncü Bölüm
Çağdaş Dünyaya İlişkin Avrupa-Merkezli Olmayan Bir Görüş
I. Fiilen Var Olan Kapitalizm ve Değerin Küreselleşmesi
II. Çağdaş Emperyalizmin Bunalımı
III. Bağlantıyı Kesmek ve Halkçı Ulusal Devlet
Sık Sorulan Sorular (Avrupa-Merkezcilik SSS)
Avrupa-Merkezcilik – Bir İdeolojinin Eleştirisi ne anlatır?
Kitap, Avrupa'nın tarihsel deneyimlerinin neden genel ölçü kabul edildiğini tartışır. Avrupa merkezli tarih ve toplum anlayışının, küresel eşitsizlikleri açıklama biçimini nasıl etkilediğini ortaya koyar.
Kitabın temel yaklaşımı nedir?
Avrupa'nın yükselişi, sırf iç gelişmelerle açıklanmaz. Merkez–çevre ilişkileri, sömürgecilik ve dünya ölçeğinde kurulan güç dengeleri temel belirleyiciler arasında yer alır.
Kitap yalnızca tarih alanına mı yöneliktir?
Hayır. Tarihsel çözümlemelerin yanında iktisat, siyaset ve kalkınma tartışmaları da yer alır. Bu alanlarda kullanılan kavramların hangi koşullarda ortaya çıktığına odaklanır.
Avrupa-merkezcilik neden eleştirilir?
Çünkü bu bakış, farklı toplumların tarihsel yollarını tek bir ölçüye indirger. Bu indirgeme, hem geçmişi hem de günümüzdeki eşitsizlikleri açıklamada yetersiz kalır.
Kitap günümüzle bağlantı kurar mı?
Evet. Kalkınma politikaları, demokrasi tartışmaları ve küresel eşitsizlikler, kitapta ele alınan kavramlarla doğrudan ilişkilidir.
Eser Üzerine Kısa Bilgi
Avrupa-Merkezcilik – Bir İdeolojinin Eleştirisi, Avrupa'nın tarihsel yükselişinin dünya ölçeğinde kurulan ilişkilerden bağımsız ele alınamayacağını vurgular. Kitap, Avrupa merkezli bakışın tarih yazımı, kalkınma düşüncesi ve siyasal kavramlar üzerindeki etkilerini açık biçimde ortaya koyar.
Eserde merkez–çevre ilişkileri ve eşitsiz gelişme kavramları öne çıkar. Avrupa dışındaki toplumların neden ve nasıl ikincil konuma itildiği, tarihsel güç dengeleriyle birlikte değerlendirilir. Bu yaklaşım, küresel eşitsizlikleri doğal kabul eden yorumlara karşı açıklayıcı bir çerçeve sunar.
Yazar Hakkında Kısa Bilgi
Samir Amin, küresel eşitsizlikler, kalkınma sorunları ve merkez–çevre ilişkileri üzerine çalışmalarıyla tanınır. Çalışmaları, kapitalist dünya düzeninin tarihsel oluşumunu ve bu düzenin farklı coğrafyalarda yarattığı sonuçları ele alır. Avrupa merkezli düşüncenin eleştirisi, yazarın temel katkıları arasında yer alır.
Baskı ve Yayın Bilgileri
Özgün ad: L'eurocentrisme – Critique d'une idéologie
İlk yayımlanma yılı: 1988
Tür: Sosyal bilimler
Türkçe baskılar: Yayınevine ve baskı yılına göre değişkenlik gösterebilir
Diğer Kitap Özetleri - İncelemeleri
Bu sayfayı beğendiyseniz, lütfen yorum yapmayı ve çevrenizle paylaşmayı unutmayın.
Beğen ve Yorum Yap
Bu Yazının Yorumları
Şu yazılar da ilginizi çekebilir
Okuryazar- 1 ay önce
Okuryazar- 1 ay önce
Murat şenocak- 1 ay önce